Sanatçılar için kurulan bir meslek birliği düşünün…
Ama ne yazık ki bugün, sanatçının değil; sanatçılar üzerinden menfaat devşiren bir avuç ismin hâkimiyetinde.


Bahsettiğimiz kurum: MÜYORBİR – Müzik Yorumcuları Meslek Birliği.
Kuruluş amacı, yorumcu sanatçının emeğini, telifini, hukukunu korumak. Ancak bugün geldiğimiz noktada, sanatçıdan çok “seçkinler kulübü”ne hizmet eder hale gelmiş bir yapı var karşımızda.


Geçtiğimiz günlerde yapılan MÜYORBİR seçimleri, bu yapının ne kadar çürüdüğünü, demokrasiye olan mesafesini ve içindeki adaletsizliği bir kez daha gözler önüne serdi.
Seçim değil; senaryo!
Şeffaflık yok, adil yarış yok, hakkaniyet yok.


Seçim sürecine dair en temel sorular bile cevapsız kalıyor:
• Sürecin yürütülüşü ve denetimi belirsiz.
• Adaylık süreci, belirli isimlere alan açarken diğerlerini dışlayan bir şekilde ilerliyor.
• Adaylara eşit tanıtım imkânı tanınmıyor.
• Tüm bilgilendirmeler dar bir çevrede, sınırlı erişimle yapılıyor.


Bu şartlar altında yapılan bir seçim, ne kadar demokratik olabilir?
MÜYORBİR’de yaşananlar açıkça gösteriyor ki, sandık var ama seçim yok.
Bu bir temsiliyet krizidir.


Sanat camiasının en büyük meslek birliğinde, kararlar sanatçılarla değil, sanatçılar adına alınıyor.
Birliğin geleceği birkaç ismin kişisel hesaplarına göre şekillendiriliyor.
Eleştiriler ya görmezden geliniyor ya da susturuluyor.


Birliğin şu anki yapısı, sanatçının hakkını koruyan değil, sanatçıyı hizaya sokan bir düzene dönüşmüş durumda.
Bu düzenin devamı için ise “seçim” adı altında, içerikten yoksun bir oylama tertipleniyor.


Bu gidişata sessiz kalan her sanatçı, aslında kendi hakkının çiğnenmesine göz yumuyor demektir.
Sanat; ifade özgürlüğünün, çoğulculuğun ve yaratıcılığın alanıdır.
Ama MÜYORBİR’de ifade eden değil; itaat eden makbuldür.


Bir meslek birliği, temsil ettiği üyelerine rağmen ayakta kalamaz.
Güven duyulmayan bir yapı, ne kadar telif dağıtırsa dağıtsın, meşruiyetini kaybetmiş demektir.


Bugün MÜYORBİR, birliğini kaybetmiş bir topluluğun adıdır.
Kimi üyeler “zaten bir şey değişmez” diyerek susuyor.
Kimileri “güçlülerle ters düşmeyeyim” diyerek geri duruyor.
Ama bu suskunluk, bu kayıtsızlık; yarının daha da antidemokratik bir yapısına zemin hazırlıyor.


Unutulmamalı:
Telif hakkı bir ekmek kavgasıdır.
Ve ekmeğin kimlerin masasına gittiğiyle ilgili şeffaf olmayan her karar, bu kavgada birilerinin aç kalması demektir.


Sanatçılar artık sessiz kalmamalı.
MÜYORBİR’in seçim süreçleri bağımsız gözlemcilerce izlenmeli, adaylık kriterleri açıklıkla tanımlanmalı, üyeler aktif şekilde sürece dahil edilmelidir.
Demokrasi, yalnızca sandık koymakla değil; o sandığın hakkaniyetli bir şekilde işletilmesiyle mümkündür.


Bugün MÜYORBİR’de yapılan seçimler, bu ilkenin tam tersi bir manzara sunuyor.
Demokrasi sadece bir vitrin; gerçekte ise sahnede figüranlar, arka planda ise senaristler bellidir.
Ve senaryo yine aynı:
Birlik değil, tek ses; şeffaflık değil, karanlık odalar.


Ama artık sanatçılar “seyirci” olmak zorunda değil.
Bu oyunu izlemek yerine, perdeyi aralamalı.
Çünkü hak, ancak onun arkasından bakan değil; onun önünde duranlar sayesinde alınır.