Vurdu, gözümle gördüm. Vurdu ve arkasına bile bakmadan geçti gitti. Hâlbuki baksaydı belki görürdü. Yazık, darbenin etkisiyle önce bi yalpaladı sonra mecbur hacı yatmaz gibi tekrar eski halini aldı. Ama kesin yanmıştır canı. Şahit yazsalar hepsini tek tek anlatırdım. Efendim olay şu ayın şu gününde öğle saatlerinde evimizin balkonunda eşimle kahve içtiğimiz esnada cereyan etmiştir. Benim ani ve keskin iç çekişimle eşimin endişelenerek başını baktığım yöne doğru çevirmesi bir olmuştur. Meseleyi anladıktan sonra bu tavrımı çocukça belki de saçma bulduğunu bana anlattığı konuya dönüp kaldığı yerden devam etmesinden anlamıştım ya neyse bu bizim aramızdaki meseleyi hızla geçiyorum. Nerde kalmıştık? Eh. Koca kamyon, bir hışımla gelip geçerken daha yeni yeni açmaya çalışan ceviz ağacının dallarına çarpmak suretiyle ağır darbe bırakmıştır. Bu da yetmezmiş gibi hiçbir şey olmamışçasına yoluna devam etmiştir. Muhtemelen "yola taşan ceviz ağacının dallarına çarpsam ne olur ki alt tarafı ağaç dalı" deyip direksiyonu biraz sola kırmaya lüzum görmemiş ve aracının camını boylu boyunca kaplayan dallara hızlıca vurup geçmenin bir zararı olmayacağını düşünmüştür. Nerden bakarsanız bakın yüzde yüz şoför suçludur. Der, böyle olanı biteni olduğu gibi bir çırpıda anlatırım. Anlatırım da bakalım kim dinler orası meçhul? Sonuçta ortada akan kan yok, yardım dileyen bir canlı sesi yok. Araçta hasar yok, şikâyet eden bir Allahlın kulu yok. Bitti. Konu kapanmıştır! Üstelik "fazla uzatma, kimseyi de meşgul etme, bak herkesin işi başından aşkın!" azarını yeme ihtimali de cabası.

İşte benim içimde işler hiç de öyle yürümüyor. Bana kalsa tam ihbar etmelik ,tutanak tutulmalık bir mesele! Balkonda yudumladığımız kahve de konuştuğumuz konular da bitti benim içimdeki kavga bitmedi. Hatta gözümün önüne sokulmak istenir gibi bir benzeri daha yaşandı. "Malatya’daki kayısılara depremden sonra bir de dolu vurdu." diye bi habere denk geldim. Bundan daha mühim meseleler olduğundan gazete, haberi manşetten girmemiş. Daha iç sayfalarda bir yerde haber yapmış. Fotoğrafta dolu parçalarının büyüklüğü ve şiddetinden olsa gerek kurşun yemiş gibi parçalanmış kayısıları görünce içim bi cız etti. Nasıl bir yere düşmedir öyle. Yarısı toprağın üstünde yarısı bambaşka bir yere savrulmuş. Pazarda yere düşmüş ezik, çürük çarık meyve sebzeleri görmeye alışkın gözlerimiz. Bu da öyle olsa hadi neyse. Âmâ bu kayısıların böyle tam da büyümeye uğraş verdiği dalında güçlü bir doluyla yara alması çok içime dokundu. Başlamadan biten hikayelere benzettim her birini. Baktım içimde hüzünden daha güçlü bir kızgınlık duygusu kaynıyor. Hem de fokur fokur. İnsanın bencilliği hat safhada. Canlı olarak yeri başköşe diye şımarmış resmen. Varsa yoksa kendisi. Bu alemde başka canlılar da varmış, yarın hesap sorarmış umuru değil. Allah’tan hasar tespit raporuna da tutanağa gerek kalmayacak yerlerde kayıt altına alınıyor her şey!