Sapanca'da eski Balkaya köyünün yolunda yürüyorum, yollar taşlı. Bir taraftan yol aşağı su akıyor, bir tarafta kırık kuru dallar yollara düşmüş. Tam on yıl geçmiş aradan, on yıl evvel buralarda yürüdüm bir bahar ayında. Hiç unutamadım o baharın aldığım zevki, kokuyu bu günde alıyorum, çok mutluyum.
Önüm sıra bir kuş uçtu. Benden korktu sanırım. Oysa benden ona zarar gelmezdi, bilemedi garip. Derken çalıların arasında bir hışırtı, bir sürüngen olsa gerek, o da benden korktu, oysa ona da benden zarar gelmezdi çünkü bu kainat ortak malımız.
Bir ceviz ağacı denk geldi, yolun kenarında. Kocaman cüssesi, uzun uzun dalları, mis gibi kokan yaprakları... Aldı beni götürdü memleketime. Gittim gövdesine yaslandım, başladım konuşmaya, sessizce beni dinledi, hiç söze karışmadı, asaleti belli oldu. Bir ceviz kırıp önce kokladım sonra yavaş yavaş yedim, köyümü hatırlattı.
Derken yaşlı bir amca rast geldi, seksen yaşlarını çoktan devirmiş. Selam verdim, şaşkın şaşkın baktı bana. Kimi ve neyi aradığımı sordu. Bende; aradığım çok uzaklarda bulamayız amca deyince sohbet başladı. Dedeleri Batum'dan gelmiş buralara yerleşmiş, yıllarca ekmiş biçmişler. Şimdiki nesil çekti gitti diyor, buraları beğenmediler.
Hüzünlendim, çünkü bende öyle yapmıştım. Ayrıldık, hoşça kal amca, Allah'a emanet ol.
Kalın sağlıcakla.