HAYATIN TATLARI VE HAYATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Son dört, beş gündür muhalefetin içine düştüğü açmazdan dolayı siyaset, on ilimizi kapsayan ve cumhuriyetimizin yüz yıllık tarihinde gördüğü en büyük depremin önüne geçmişti. Oysa bu yazımı da deprem konusuna ayırmak düşüncesindeydim. Yirmi dört sene önce yaşayarak öğrendiğimiz bu konunun öyle kolay atlatılacak konu olmadığı ortada. İnsanlar bir gecede canını, malını, bütün sevdiklerini kısaca her şeyini kaybeder, şehirleri yıkılır. Bu konu bir günde unutulup geçilecek konu olamaz ve olmamalıdır.

 

Depremle ilgili ilk yazımda suçlu kim sorusuna “Suçlu ayağa kalk dense, bütün belediyelerden başta şehir planlama ve denetleme daire başkanları, onlara göz yuman belediye başkanları, ayağa kalkmak zorunda kalacaktır (...)” cevabını yazmıştım.

 

Tek sebebi var; hızlı ve çok kazanç elde etme hırsı. Eğitimimiz “iyi insan” olmak üzerine odaklı değil. Gemisini kurtaran kaptan anlayışı herkesi sarmış durumda. Gemisini kurtarmak isteyen mutlaka yasaları dinlemez duruma geliyor. Koca tırı şehir içindeki ana caddenin kaldırımında hareket halinde gören bu gözler sayesinde artık hiçbir şeye şaşırmıyorum. Beton harç kalitesinin yetersizliği, inşaat demiri eksikliği, imar affı, belediyeler tarafından tarım arazilerinin imara açılması, dere yataklarına bina yapma izni verilmesi kimi şaşırtıyor ki? Bence hiç kimseyi.. bunun için köylerde mahalle sayılmadı mı zaten.

 

Bu yüzden şehrimizde yeniden çok katlı bina yapımına geçilebilir, şaşırmamak gerek. Hatta beş katlı binalara iznin çıktığını öğrendim. Yıkılan binalar kaç katlıysa yerine o kadar kat yapma izni verileceğini duydum. Üstelik yer gök İstanbul depreminin yakın olduğu sözleriyle inlerken.. Marmara denizindeki fay hattının kırılma şekline göre deprem şiddetinin değişik ölçülerde olacağını söyleyen yer bilimciler, bu şiddetin en az 7.4 olacağını belirtiyorlar. Eğer fay hattı tek parça kırılırsa depremin 9 şiddetine varacağını da ekliyorlar. 

 

Son depremde bina yıkımının ardından yaşanan, arama kurtarma çalışmaları, barınma ve ihtiyaç tedarikleri gibi tüm zorluklarda karşılaşılan eşgüdüm eksikliğinin akıl, bilim ve deneyimleri bir arada toplayacak partiler üstü bir Milli Afet Bakanlığına ihtiyaç olduğunu bizlere açıkça gösteriyor. Ayrıca uzmanlar, inşaat mühendislerinin doktor ve avukatlar gibi beş yıllık staj döneminin sonunda zorlu sınavların ardından imza sahibi olmalarının şart olduğunu, denetleme işlerinin sigorta şirketlerince yapılması gerektiğini ısrarla vurguluyorlar.

 

Milliyet Gazetesi köşe yazarı Abbas Güçlü Milli Afet Bakanlılığının Milli Eğitim ve Milli Savunma Bakanlıkları kadar beka sorunu olduğunu belirtiyor. Afet bakanlığı sadece depremler için değil akla gelebilecek her türlü toplumsal felaketler için de gereklidir.

 

Abbas Güçlü buna bir başka şeyi de ekliyor:

 

“İşte bu nedenle, felaketin her türlüsüne hazır hale gelmeliyiz. Örneğin, beni en tedirgin eden yeni nesil felaketlerin başında dijital felaketler geliyor. Nasıl olur, sonuçları neler getirir bilmiyorum ama en azından daha şimdiden bu konuya da kafa yormak gerekir.”

 

Bugün karşı karşıya olduğumuz bütün olumsuzlukların kökeni bilgiye ve deneyime önem vermek istenmemesidir. Milliyet Gazetesi köşe yazarı Abbas Güçlü’nün bir köşe yazısında yazdığı gibi “Sınav odaklı eğitimden katma değeri yüksek üretim odaklı eğitime” geçmek gelecek kuşakları kurtaracak tek çözümdür.

 

Kurulacak Milli Afet Bakanlığının, gemisini kurtaran kaptan anlayışından uzak, “iyi insan” olmak üzerine eğitilmiş, bilimsel bilgiyle donatılmış, dünyadaki kendi konusuyla ilgili gelişmeleri izleyen uzman gençlerle verimli olacağına inanıyorum.