Kurban ne ettir, ne de tatil. Kurban; İbrahimce bir adanış, İsmailce bir teslimiyettir.
Kurban, Allah'a teşekkür etmek, şükretmek ve varlığına inanışı göstermek amacıyla yapılan bir ibadettir. Kurban Bayramı ise, bu ibadetin her yıl belirli günlerde gerçekleştirilmesidir. Kurban Bayramında ibadet etmek isteyenler, emredilen koşulları taşıyan hayvanları Allah için keserek, Allah'a feda ederler.
"Biz her ümmete bir kurban ibâdeti belirledik ki, kendilerine rızık olarak verdiğimiz hayvanları kurban ederken üzerlerine Allah'ın adını ansınlar. Şunu iyi bilin ki, sizin ilâhınız tek bir ilâhtır; öyleyse artık O'na teslim olun. Rasûlüm!" (Hac / 34)
"Ey Muhammed! Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı, sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir." (Kevser)
Yine “kurban kes” emri bazılarınca, sadece Peygamberimize (s.a.v) mahsus sayıldığından, ayetin delaletinde ittifak sağlanamamıştır. Bunun için kurban, vacip kabul edilmiştir. Vacip, amel bakımından farz gibidir. İşleyene sevap, özürsüz terk edene ceza vardır.
Kurbanın meşru bir ibadet olduğuna dair Kur'an-ı Kerim'de deliller mevcuttur. Hz. İbrahim'in, oğlu Hz. İsmail'in yerine bir kurbanın, Allah tarafından kendilerine fidye (kurban) olarak verildiği açıkça bildirilmektedir. (Sâffât, 37/107).
Kurban Bayramı, hicretin ikinci yılında ortaya çıkmıştır ve kurban ibadeti Hz. İbrahim ve oğlu İsmail arasında yaşanan bir olay sayesinde önem kazanmıştır.
Sâffât suresi 101/103. ayetlerde geçtiği üzere:
Hz. İbrahim evinde bir gün uyuduğu esnada, rüyasında oğlu İsmail'i kurban ettiğini görmüştür. Bu rüya üzerine Mekke'ye giden Hz. İbrahim, oğlu İsmail'i annesinin yanında görmüştür.
Oğluna rüyasından bahseden Hz. İbrahim, oğluna bir ip ve bir bıçak almasını söylemiş ve oğlunu da alarak odun kesmeye çıktığını söylemiştir.
Hz. İbrahim ve oğlu İsmail, vadiye doğru ilerlerken, şeytan insan kılığında Hz. İbrahim'in karşısına çıkmıştır ve Allah'ın bu emrini yerine getirmesin diye aklını çelmeye çalışmıştır. Fakat Hz. İbrahim bu oyuna inanmamıştır. Oğluna rüyasını anlatan ve Allah için kendisini kurban ettiğini gördüğünü açıklayan Hz. İbrahim karşısında oğlunun tepkisi ise oldukça şaşırtıcıdır.
Hz.İsmail bu duruma şöyle cevap vermiştir:
"Babacığım sana emrolunanı yap! Beni kurban etmek istediğin zaman, beni iple sıkıca bağla ki, benden sana karşı bir şey isabet edip de ecrim eksilmesin. Hem sen beni boğazlamak için yatırdığın zaman yüzükoyun yatır, alnımı yere getir. Çünkü yüzüme bakınca kalbin incelir ve bu durumun Allah'ın sana emrettiği şeyi yerine getirmene engel olabileceğinden korkarım!"
Hz. İbrahim hazırlığını tamamlar ve oğlunu kurban edecekken Allah tarafından "Ey İbrahim! Rüyana sadakat gösterdin, işte sana oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık, onu boğazla!" emredilmiştir.
İşte kurban ibadeti günümüze kadar bu dini değer ile ulaşmış ve korunmuştur. Allah'ın emrettiğini görevi en sevdiği olmasına rağmen geri çevirmeyen Hz. İbrahim'e bir ödül olurken; aynı zaman insanlık tarihinde de sürdürülebilir bir yardımlaşmanın anahtarı olmuştur.
Kurban Bayramı'nı et kesilen ve dağıtılan bir gün dizesi olarak görmek yerine, ihtiyaç sahiplerinin düşünüldüğü ve yardıma ihtiyacı olan insanların hatırlandığı; paylaşımların artırıldığı ve bereketli sofraların kurulduğu bir bayram olarak özümsemek gerekmektedir.
Peygamber (s.a.s.), kurban etinin üçe taksim edilip, bir bölümünün kurban kesemeyen yoksullara dağıtılmasını, bir bölümünün akraba, tanıdık ve komşularla paylaşılmasını, bir kısmının da evde yenmesini tavsiye etmiştir.
Oğuz Türklerinin kurban törenlerine şeylan veya şölen adı verilmiştir. Dini içerikli bir tören olmanın ötesinde şeylan, sosyal içerikli bir törenin de adıdır.
Kurban, hem Türk tarihinin ve hem de İslam dininin önem verdiği sosyal ibadetlerden bir tanesidir.
Tüm İslam aleminin Kurban Bayramı kutlu ve mübarek, ibadetleri makbul olsun!