Korkulan oldu!...

Ankara Altındağ’da Suriyeliler bir Türk’ü öldürünce ortalık karıştı. Onların işyerleri ve konutlarına saldırıldı, ele geçirilen her şey tahrip edildi. Böyle gelişen bir olayın haklısı olmaz, suçlusu olur. Suçlusu herkestir. Yöneticilerimizin de bu suçta payı az değildir. Önceleri yüz binlerle açıklanan gelenlerin (geçen yazılarımda açıkladığım üzere bunlar göçmen, ilticacı, sığınmacı olmadığı için bir statüye koyup adlandıramıyorum) kısa zamanda milyonları aşması iç güvenlik sorununu doğuracağı açıktı. Buna rağmen bir yerde toplanıp barındırılmaları gerekirken yurdun her yerine dağılmalarına ses çıkarılmadı. Gelişlerinden bu yana geçen süre az değil. Dile kolay, 10 yıl oldu geldikleri. Bu sürede onlar için harcanan paranın 80 milyar dolar olduğunu bizzat Cumhurbaşkanımız açıklamıştı. Korona yüzünden hizmet sektöründe işsiz kalanların kendilerine verilen parayla Suriyelilere harcanan parayı kıyasladıklarını buna ekler misiniz? Kent meydan ve parklarını onların adeta işgal ettiklerini gören halkın bir başka tepkisi de onların Türk halkıyla hiç ilişki kurmamalarıdır. Hükümet de onların ülkemize uyum sağlamaları için hiçbir çaba göstermedi. Buna Iraktan ve Afrika’dan gelenlerde dâhildir. Çoğunluk Suriyelilerde olduğu için onların adını anıyorum.

Alışveriş merkezlerine gidin Arap’tan geçilmiyor. Çarşı pazarda öyle.. Genç Arap erkekleri kuaför önlerinde kil maskesiyle oturuyorlar. En az kadınlar kadar süslüler. Sonra gelsin nargileler, gitsin selfiler. Bunu gören yoksul halk bunları kıskanmayıp da ne yapsın? Suriyeli olup ülkelerinden maaş alanlarda var. Bu maaşı almak için gidip gelenlerden tutunda, tarlasını ekip biçmeye giderek altı ay kalıp gelenler, Şam’a gidip düğün yaparak, evlendiği kızı getirenlere varana kadar ne çok giriş çıkış yapan kişi var bilseniz. Bayram ziyaretleri için Suriye’ye gidip gelenleri çok duymuştuk. Ama ne yalan söyleyeyim bunları bilmiyordum. Ülkemizi yolgeçen hanına çevirdiler. Birde o kadar milliyetçiler ki, Kayserinin Sahabiye Mahallesi’nde iş yeri açan Suriyeli bir sarrafa, “Türk çalıştırıyor musunuz?” diye sorulduğunda, “Yabancı çalıştırmam” diyecek kadar milliyetçiler. Arap milliyetçiliği peygamber sahibi olarak kendilerini herkesten üstün görür. Biz biraz milli duygulardan söz etsek faşist damgası yeriz değil mi?

Sapanca zaten Araplaştı. Orayı zengin Araplara sattık. Karasu bile ilgi alanlarına girdi deniyor. Bunları gören halk hangi partiden olursa olsun karşı çıkıyor. Bu halk Filistin’in böyle böyle Arap olmaktan çıktığını biliyor. Bugün bir halk oylaması yapılsa bu gelenleri halkın yüzde sekseninin istemediği görünür. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Taliban’dan kaçan Afganlılar var. Onlarda bu işin tuzu biberi değil, bin beteri olurlar. Çünkü onlar modern eğitimden habersiz, makine bilgileri yok! Henüz sanayii işçisi bile değiller. Günümüz dünyasından en az yüz yıl geride görünüyorlar.

Suriye’den, Irak’tan itilerek buralara gelenlerin bıraktıkları alanlara peşmerge ve YPG-PYD’liler yerleştirildi. Oralarda bir Kürt devleti kurmayı amaçladıklarını gizlemiyorlar bile. Nüfus yapısı bozularak Türk Devletini yıkmakta başka bir amaçlarıdır. Bir takımı işbirlikçilerden oluşan Afganlılar, İran’ın istikrarının bozulması istendiği için ABD’ye alınacakları vaadiyle gene ABD tarafından yollara düşürüldüler. İran bu amacı gördüğü için onların girişini engellemeden, ama barınmalarına fırsat vermeden onları ülkemize yönlendirdi.

Avrupa ülkeleri bizi ileri Karakol seviyesinde tutmak istiyor. Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’ “Bu hastalıklı ideolojiyi (Talibancılık) Avrupa’ya ithal etmek istemiyorum. Afganistan sorununu 2015’te olduğu gibi insanları kitleler halinde Almanya ve Avusturya’ya alarak çözemeyiz. Sahadaki durumu iyileştirmeliyiz. İnsanlar kaçmak zorunda kalırsa, bence komşu ülkeler, Türkiye veya Afganistan’ın güvenli bölgeleri, insanların Almanya, Avusturya veya İsveç’e gelmesinden kesinlikle daha doğru yer” dedi. Belçika İltica ve Göçten Sorumlu Devlet Bakanı Sami Mehdi, artan Taliban şiddeti nedeniyle Afgan mülteci akını öncesinde AB “Türkiye Anlaşmasının” Afganları da kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısında bulunarak ülkemizin gelenleri kabul etmesi gerektiğini belirtti. Merkel ve Macron onlardan farklı düşünmüyor. Yeterki onlar göç dalgasıyla karşı karşıya kalmasınlar.

Avrupa’nın refahı için kendimizi feda etmemeliyiz. Onlar belki bunu bir ücretlendirmeyle yaptırmak isteyeceklerdir. Ülkemizin bekası her türlü ücretin üstündedir. Kaldı ki insanlık ücrete tabii değildir. Ama insanlığında bir sınırı var. O sınır benim varlık sınırımdır.