Herhangi bir yazı yazdığınızda ya da herhangi bir mecrada konuştuğunuzda toplum tarafından hemen yaftalanıyorsunuz. 2 seçeneğiniz oluyor bu durumda;
- Yandaş
- Muhalif
Sizi bu seçeneklerden hangisi olduğunuzu belirleyen ise sizi eleştiren kişinin hangi tarafta olduğudur. Şanslıysanız sadece 2 seçenek ile sınırlı olarak anılırsınız. Yoksa daha ağır seçeneklerde mevcut literatürde.
Eleştiri kültürü eksik olan bir yapımız var. Her verilen cevabı olumsuz algılıyoruz. Kendimizi, sistemimizi, yapımızı bir adım öteye götürmek gibi bir niyetimiz genel de pek olmuyor. Soru sormak bile olumsuz algılanıyor ülkede. Sadece alkış ve protesto var zannediyoruz. Zannettiklerimizin faturasını öderken bile bırakmıyoruz bu huyumuzu.
Örneğin; 17 Ağustos 1999 depremini düşünelim. Öyle ya da böyle bu deprem gerçekleşti. 18,000 insan hayatını kaybetti. Binlerce yapı yok oldu. Geride unutulmayan bir acı bıraktı.
Depremden günümüze kadar olan zaman hakkında konuşurken ya da yazarken şu soruları sormak bile sizi ikinci seçeneğe sokuyor.
- Deprem sonrası aldığımız DEPREM vergileri hangi amaçlarla, nerelere kullanıldı?
- Yarısının müteahhit olduğu ülkemizin evleri olası bir depreme ne kadar hazır?
- Yaşanabilecek olası depremlere karşı ülkemizin acil durum planları var mıdır? Olmama ihtimali olmasa dahi mevcut plan uygulanabilir ve gerçek verilere mi dayandırılmıştır?
- Geçici yaşam alanlarının belirlenmesi, hayat akışının devam etmesi için gerekli olan plan ve ekipmanın mevcudiyeti var mıdır?
- İtibarımızdan zerre ödün vermediğimiz, ülke dışına yardımlarımızı zerre aksatmadığımız, tüm coğrafyaya kucak açan bizlerin yardıma erken ulaşması için İBAN numaraları dışında hazır olan neler vardır?
Daha arttırabiliriz ama arttıkça yukarıda bahsetmiş olduğum literatürden çıkabilecek kelimeleri kendime yediremiyorum. Anlatmaya çalıştığım şey çok basit. Anlamayanlar, anlamak istemeyenler için tekrar ediyorum.
Felaketler, afetler, belalar; kulların, insanların, vatandaşların, hükümetlerin (hangi kavrama sıcak bakarsanız) ders alıp tekrarında aynı hataya düşmemeleri için vardır. Her kriz, her afet bir fırsattır. İster buna inançla bakın ister buna sadece bilimle bakın. Her olayda sadece TÜH , VAH demek inandığınız değerlere en büyük ihanettir. Araştırmak, çözümler bulmak, zararı ortadan kaldırmak veya en aza indirmek için mücadele etmek zorundasınız. Bunu yaparken de sadakate sahip olanlarla değil ehliyet ve liyakate sahip olanlarla yapacaksınız. Son kısım zor olacak ama buna mecburuz.
Depremden hatıralarda kalan bir cümle vardı. Çoğul olmak gerekirse söylediklerimizi, haykırışlarımızı, çırpınışlarımızı, sesimizi DUYAN VAR MI?