1964 yılında doğan Zeki Demirkubuz, İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. Sinemaya 1985 yılında Zeki Ökten’in asistanı olarak başladı ve 1993 yılına kadar birçok yönetmene asistanlık yaptı. Yaklaşık on yıl sonra Demirkubuz, 2002 Cannes Film Festivali’nde Un Certain Regard / Belirli Bir Bakış bölümüne iki filmiyle katıldı. Bu başarı, bugüne dek yalnızca İranlı yönetmen Mohsen Makhmalbaf’a aitti. Demirkubuz’un düşük bütçeli film üretme, filmleri yazma, yönetme ve filmlerinde oyunculuk yapma serüveni 1994 yılında başladı.
Demirkubuz filmlerinde toplumsal sıkıntılar, bireyin yalnızlaşması, kadın gibi konular yer almaktadır. Küçük bütçelerle çok iyi filmlere imza atmıştır Zeki Demirkubuz. Filmlerinde çok az ışık kullanır ve filmi izlerken filmin içindeymiş gibi bir havada olursunuz. Aslında filmlerini seveni çok olduğu kadar sevmeyeni de vardır. İnsanın temel ahlaki sorunları olan; aşk, feragat, yenilgi, kötülük ve ölüm gibi temaları birbiri ardına işleyen senaryolarını sinemaya aktardı. Hatta filmlerine verdiği isimler de bu soyut kavramlar üzerinden şekil aldı.
C Blok (1994), Masumiyet (1997), Üçüncü Sayfa (1999), İtiraf (2001), Yazgı (2001), Bekleme Odası (2003), Kader (2006), Kıskanma, Yeraltı (2012), Bulantı (2015), Kor (2016)
İlk filmi C Blok çok başarılı olsa da benim en çok sevdiğim filmi Kader filmidir.
Kader filmi konusu bakımından Masumiyet filmi ile aynıdır. Ama hikayenin başka bir evresine, Masumiyet’te izlediğimiz kesitinin öncesine dönüyoruz. Masumiyet‘in sonlarına doğru Bekir’in (Haluk Bilginer) Uğur (Derya Alabora) ile olan hikayelerini anlattığı geçmişlerini görüyoruz. Demirkubuz zamansal oynamalarla bu geçmişe dönüşü ilginçleştirmiş; hikaye başlangıcına dönüyor olsa da, olayların geçtiği zaman bugünler, yani filmin çekildiği 2006 yılları oluyor. Uğur ile Bekir’in tanışmalarından başlıyoruz izlemeye.
Bekir neden karşılıksız bir aşk uğruna hayatını tüketir? Neden asla elde edemeyeceğini bile bile Uğur’un peşinde oradan oraya savrulur durur? Kaderi böyle olduğu için mi sahiden, yoksa asıl amacı Uğur’a kavuşmak, vuslata ermek olmadığı için mi? Kim bilir belki de arzunun girdabına kapılıp Uğur’un yörüngesinde dönmektir Bekir’e haz veren, arzunun o döngüsel hareketidir. Bekir, Uğur ve Zagor'un bu zorlu yolculuğunda işler karışıktır. Bekir Uğur’a, Uğur Zagor’a, Zagor’da serseriliğe aşıktır. Karşılığını bulamayan kalplere tutkun bu üç insanın yolu, tutkunun beslediği bir kaderle birbirine bağlanır. Uğur, Zagor’un hapisten çıktığı gece, mahallede işlenen bir cinayetin ardından ortadan kaybolur. Bu kayboluş, ilk başta Bekir’in umutsuz aşkından kurtulması için bir umut olsa da, aylar sonra Zagor’un İzmir’de işlediği bir cinayet sonrası hapse girmesinin ardından Uğur’un mahalleye dönmesi ile Bekir için yıllar sürecek amansız bir kovalamaca başlayacaktır. Aşkının peşinde, kendini hiçe sayarak sürecek bu kovalamaca ile gururunu, benliğini, bütün kişiliğini yitirse de, bir tek şeyi, aşkın masumiyetini yitirmez.
Ahlaki değerleri aşkı, masumiyeti, kişisel hazları sorgulayacağınız bir film Kader. Belki de izleyenlerin birazda olsa kendini bulacağı bir film. Şimdiden iyi seyirler.