Evet, vatandaş geçinemiyor. İşin ilginç tarafı sadece halkın azınlığı değil belli bir çoğunluğu geçinemiyor. Halkın yüzde 70-80’lik kısmı maalesef geçinemiyor. Yüzde 20’lik belki de yüzde 10’luk kısmı yarınını düşünmeden yaşıyor.

Vatandaş eskiden kilo ile aldığı sebze meyveyi taneyle almakta zorlanıyor. Hayat pahalılığı çiftçiden tüketiciye, sanayiciden ihracatçıya herkesi olumsuz etkiliyor. Emeklinin, asgari ücretlinin, memurun maaşı yoksulluk sınırının altında kaldı. Esnaf kepenk kapatıyor.

Türkiye ekonomisinde işsizlik artarken, istihdam düzeyi düşüyor. Gelir dağılımı bozuldukça, yoksulluk derinleşiyor. Günü kurtarmaya yönelik, ithalatı destekleyen yaklaşımlarla yoksulluk bitirilemez. İthalata bağımlı olmayan, kısa vadeli dış kaynağın beslediği tüketim yerine yatırım, istihdam ve verimlilik artışıyla gelişen, fiziki, sosyal ve teknolojik altyapısı hızla yenilenen, küresel pazarlarda rekabet gücü artan bir ekonomik düzen kurulmalıdır.

Evlerinde para olmayınca kavgalar eksik olmuyor. İnsanlar rahatsız, geçinemiyor. Ve bu dar boğazda boşanmalar bile artış gösterdi. İktidar hala kendi bildiğini okuyor ve okumaya devam ediyor. Dolar almış başını gitmiş esnaf ve sanayici ne yapacağını bilemiyor.

Bu geçim sıkıntısına bir de okulların açılması eklenecek.

Evet, okulların açılmasına sayılı günler kaldı veliler kırtasiye alışverişi yapmayı düşünüyor. Nasıl, hangi parayla yapacak. Asgari ücretle geçinen vatandaş kiramı ödesin, faturaları mı ödesin, yoksa çocuğu okula mı göndersin?

Çocuğu okula gönderdi diyelim ya onun beslenmesi ne olacak?

Şimdiye kadar görmedik mi? Cebinde çocuğuna verecek parası olmadığı için intihar eden anne, babaları.

Hayat kimine göre çok iyiyken, kimine göre yaşanmaz bir durumda. Sonumuz hayır olsun.