Hayat ne gariptir değil mi? Hayatta yaşadığımız onca şey bir anda bazen ilk ve bazen de son olabilir. O kadar basittir her şey, bir varmış bir yokmuş gibi…
Bazen ilk defa birine “merhaba” dediğimiz o an mesela… Ne kadar değerlidir, belki bir dostluğun, belki bir aşkın başlangıcı olur. Bazen de son defa biriyle göz göze geldiğimiz o an da öyle. Bilmeden, fark etmeden son defa bakarız birbirimize. Ve sonra zaman alır bizden onu. Hayat, garip bir biçimde hep böyle işler. Bir şeyleri yaşarken, başka bir şeyleri yitiririz. Kazanmakla kaybetmek arasındaki o ince çizgide yürürüz hep.
Son kez bir evi terk etmek…
İlk kez aynı sofrayı paylaşmak…
Son kez sesini duyduğunu bilmeden kapatılan o telefonlar…
Bunu kimi zaman fark eder, kimi zaman ise hayatın doğal akışında zaman geçtikten sonra anlarız.
Ve biz her zaman elimizdekinin değerini hep kaybedince anlarız; oysa her şey geçici, her şey bir ihtimal kadar narindir hayatlarımızda…
Bir çocuğun ilk sözcüklerinin duyuluşu, ilk adımı, bir annenin son gülüşü, bir dostla yapılan son kahve sohbeti...
Bunların hiçbiri “o an” gibi yaşanmaz. Hep sonradan değerlenir.
Ama belki de asıl sorunumuz tam olarak da budur, yaşarken değil, yaşadıklarımızı hatırlarken anlam bulması.
İşte bu yüzden, hayat bu kadar kısayken, değerini kıymetini geç olmadan anlamak. Ne yaşıyorsak hakkını vererek, içtenlikle yaşamak gerek. Paylaşılan bir gülüş, tuttuğun bir el, söylediğin bir söz küçümsenmeyecek kadar değerli aslında. Çünkü insan, büyük anlardan değil, küçük ama içten yaşanmış anılardan ibaret.
Mühim olan hayatı kaçırmadan, eksilmeden, kıymet bilerek anılarda yaşamayı bilmek. Ve aslında mesele, yaşamak değil; anlarda hatırlanarak iz bırakmak…
Güzel günlerde hatırlanmak dileğiyle,
Sağlıcakla kalın.