ÖĞRENCİ BABA-OĞULLAR

Bu haftaki yazıya önce geçen hafta yayınlanan “Salih Börekçioğlu Kardeşimin Ardından” başlıklı yazımdaki bir yanlışı düzelerek başlamak istiyorum. Karayolcu olduğunu ve mahalle-mizde kahvehane işlettiğini belirttiğim, birkaç yıl önce kaybettiğim bir büyüğüm olan kişinin ad ve soyadı “Refik Kotuk” olması gerekirken yanlışlıkla “Refik Oymak” şeklinde yazmışım. Bunun için önce bu büyüğümün aziz hatırasına saygım gereği ailesinden sonrada siz okuyucu-larımdan özür dilemek istiyorum.

Haftada bir yazmaya başladığımdan bu yana son yazı dışında beş yazının konusu ülkemizin uğradığı göç istilasıydı. O günlerde gözümüzü korkutacak boyuttaki gelişmelere bu şekilde dikkat çekmek istemiştik. Herhalde okuyucularım, bu dönemle birlikte bu konuyu sürekli hale getireceğimi sanmıştır. Yıllar sürecek bir konu bu, ama bu konuya da takılıp kalacak değiliz. Hayat bir konuyla sınırlı değildir. Bu hafta konumuz yükseköğrenim gören baba ve oğulları.

Haber şöyle:

“Antalya’da 51 yaşındaki Veysel Düzcan, oğluyla aynı fakülteden birlikte mezun olmanın guru-runu yaşıyor. Büyük oğlu Ayberk gibi kendilerinin de yüksek lisans yapmak istediklerini vurgu-layan Düzcan, «İki oğlumla yüksek lisansımızı da tamamlayıp akademisyen olmak istiyoruz. Öğrenmenin yaşı yok.» dedi.”

Kahramanımız 2015 yılında emekli olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde Ankara da görev yapar-ken Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ön lisansını kazandı. Birde aynı üniversitenin dört yıllık İşletme Bölümünü bitirdi.

Büyük oğlu Ayberk Düzcan’ın Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesini kazanması üzerine öğrenim aşkına tutulan baba Düzcan, bu aşkı doğrultusunda davranmaya karar vererek eğitim hayatına yeniden başlar. İkinci oğlu Alper ile üniversite giriş sınavlarına ikinci kez girer. Baba

Gazetecilik, oğul Radyo Televizyon Sinema Bölümünü kazanırlar. Okula birlikte giden, ders aralarında birlikte olan baba ve iki oğlu, başarılı bir eğitim süreci geçirirler.

Baba Veysel Düzcan oğullarıyla eğitim görmenin mutluluğunu anlattığı söyleşilerinde okula ilk girişinden söz ederken şunları söyler:

“Sınıfa girince öğretim üyesi olduğumu düşündüler. Sonrasında öğrenci olduğumu anlayınca ve kaynaşmaya başlayınca birçoğu bana Veysel Baba diye seslenmeye başladı. Kimisinin ba-bası, kimisinin en yakın arkadaşı oldum. Hayat tecrübelerimi onlarla paylaştım, nasihat ver-dim. Onları hep iyiye, güzele yönlendirmeye çalıştım. Onların da enerjisinden, coşkusundan istifade ettim. Onlardan teknolojiyi öğrendim. Çocuklarımın hem babası, hem ev arkadaşı, hem de okul arkadaşı oldum. Sınavlara birlikte hazırlanıyorduk. Sabah kahvaltıyı hazırladıktan son-ra bulaşık sıramız vardı. Sırası gelen bulaşık yıkıyordu. Yemek, ütü, temizlik işlerini hep disiplin içerisinde sırayla yaptık. Babayım diye hiç ayrıcalığım olmadı.” Diyen Düzcan, “İki oğlumla yüksek lisansımızı da tamamlayıp akademisyen olmak istiyoruz.” diyerek asıl hedeflerini belir-tir.

İkinci oğlu Alper babasından söz ederken babasıyla ev ve okul arkadaşı olmanın keyifli olduğunu belirtir ve şunları ekler: “Babam disiplinli olduğu için derslerine çok sıkı çalışıyordu. Okulu da bizden daha iyi bir dereceyle bitirdi.”

Bu gazete haberine benzer bir duruma yıllar önce tanık olmuştum. Bu yakınlarda gümrük memurluğundan emekli olan Turgut arkadaşım ve kardeşleri çeşitli okullarda okurlarken veteriner olan babaları Hukuk Fakültesini kazanmış, sonunda veterinerliği bırakarak avukatlığı seçmişti. Bu beyefendi en az veterinerliği kadar başarılı olmuş, avukatlığıyla da ilimizde bir ün kazan-mıştı. Gazete haberindeki gibi her şey şeker tadında gitmemişti elbette. Bütün ailenin öğrenci olduğunu düşünürseniz, çekilen sıkıntıları tahmin edersiniz. Kolay şey değildir elbette. Ama okumanın ve öğrenmenin yaşı da yoktur.