Şöyle güzel bir manzaranın karşısına geçmenin tam zamanı. Harika bir hava, ne sıcak ne soğuk. Bir yanda kuş sesleri, gölde kuğular, ördekler... Bulutların ardında bir görünen bir kaybolan güneş. Tatlı tatlı esen rüzgar ve rüzgarın hafif sesi.
İnsanın içine huzur ve sükunet doluyor. Kâinatta insana bu duyguyu yaşatacak bu huzur verecek başka bir yer var mı acaba? İnsan düşünmeden edemiyor. Bazen düşünüyorum ne kadar pahalı bir alemde yaşıyoruz. Bunlara, bu huzura, bu sisteme para ödesek halımız nice olur?
Bu manzarayı insan olarak seyretmek ve görmek lazım. Bu manzarayı seyretmek yetmez, görmek de lazım! Öyle ya çok şeyi seyrediyoruz ama görebiliyor muyuz? Bazen insan çok şeyi göremiyor çünkü hayat insanın gözüne başka şeyleri sokuyor. Ne bileyim açlık, yoksulluk, dünya kavgaları, savaşları, sömürü düzeni... Gözüne sokulunca bu huzuru, bu güzellikleri göremeyebiliyor insan.
Bir kedinin insanın yanına sokulunca verdiği huzuru, bir köpeğin seni görünce gösterdiği sevgiyi insan göremeyebiliyor.
Bazen bir şiirdeki güzelliği veya bir öyküdeki tadı ne bileyim bir otun çiçek açmasını veya bir kuşun ötmesini göremeyebiliyor insan. Oysa ne çok görmemiz, hissetmemiz gereken güzel şeyler var.
Bu dünya düzeni de güzel ama dünyayı hep beraber, el birliği ile çirkinleştiriyoruz. Ormanları yakıyoruz veya kirletiyoruz, sokaklarımız ona keza. Velhasıl biz bozduğumuz dünyadan biz şikayetçi oluyoruz.
Kalın sağlıcakla.