HAYATIN TATLARI VE HAYATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
İnternete girip de eğlence hayatımızdan akademik hayatımıza kadar aklımıza gelen, ister yazarak, ister sesli sorduğumuz sorularımıza cevap veren şu arama motorunu; adının sonuna amca sıfatı eklediğimiz Amerika’nın dev şirketi Google’u bilmeyen var mıdır? Sadece sorularımıza cevap vermekle kalmıyor, eğilimlerimize göre yönelimlerimizi bize reklam yoluyla öneriler sunarak yönetiyor. Sorduğumuz tüm sorular ve onların önerileri sonucu doğan yönelmelerimiz veri tabanında saklı kalıyor. Diyelim ki her hangi bir konuda verilen siparişle ilgili yakın çevrede bulunan bir sürü seçenekten biri tıklandığında o hafızaya alınıyor. Başka zaman aynı konuda verilen başka siparişlerde o hafıza size eski seçenekleri tekrarlıyor. Ya da değişik sipariş verene kadar sayfanızda reklamlar hep aynı kalıyor.
Yemek siparişi verirken ne tür yiyecekler seçtiğimizde kayda giriyor, aldığımız ilacı sorgularken yaptığımız arama da. Bütün bunlardan gelecekte bizim hakkımızda topladığı verilere dayalı olarak Google amca bir yargıya varabilir mi dersiniz!.. neden olmasın? Öncelikle genel, yani ülkelerin insan davranışlarının spora yatkınlık, müzikseverlik, dindarlık, bilimsellik, yeme-içme, giyim-kuşam gibi temel özelliklerine göre bir yargı oluşuyor zaten. Yakında kişiye özel yargıların olmayacağını kim iddia edebilir?
Bir gün bir şey sipariş vermek istediğimizde “Her zamankinden mi efendim” diye sorup “Bu şeyi almayın, bugün o size yaramaz” derse şaşırmayalım. “Bugün kan değerleriniz düşük” veya kolesterolünüz yüksek” diyerek bunu gerekçelendirebilir. Çünkü hastane aramalarımızda kayıt altında. Çektiğimiz emardan, yaptırdığımız kan tahlillerinden onun haberi yok mu sanıyorsunuz? Eczaneden son aldığınız ilaca kadar, gün gün her şeyden haberi var; unutmayalım.
Şunu yapamaz ama! Örneğin bir doktorun küçücük hastasına bakarken gördüğü yaşamsal tehlike içeren durumu açıklamaktaki duraksamasını, duygusal ikircimliğini, içine akıttığı gözyaşını anlayamaz. İnsanlığın ne olduğunu Google amca ne bilsin? İnsanlığın bir durumu mu var, her durumun bir duygusu mu? Apışır kalır insani duygular karşısında. O kesinlemeleri sever; matematik zekâ verilmiştir ona; lakin iki sevgilinin (ana evlatta olabilir bu, iki arkadaşta) ayrılışındaki gözyaşına bir anlam veremez, hatta vermeyi geçtim anlayamaz bile; bütün sayısal dünya gibi. Sayılar beton soğukluğundadır. Çelik sertliğindedir; esnemez! Beton ve çelik sevginin sıcaklığını, ölümün soğukluğunu duymaz. Sevincimize katılamadığı gibi üzüntümüze de katılamaz. Onun doğan güneşten haberi yoktur, o açan çiçeği bilmez. Bir işe yetişme telaşı onu hiç sarmaz; biz telaşla soluk soluğa kalırız. O sorumluluk nedir bilmezken, biz bir yanlışımıza hesap veririz.
Alış verişin nakit mi, yoksa kredi kartıyla mı yapıldığını bilmesi kolay; çünkü onlar kayıt altında. Bu yüzden yalan söylersek yüzümüze vurabilir. Devlete vergi borcumuzu, hangi şehirde, hangi mahallede; hangi adada, hangi paftada, ne tapusuna sahip olduğumuzu ve banka mevduatlarımızı bilebilir. Pasaportumuzun rengini de, süresini de.. varsa işlediğimiz suçları da.. yurt dışına çıkıp çıkamayacağımızı da bildirebilir.
Ama can kurtarma derdine girmiş midir dersiniz? Ne derdi yahu! Sorumluluğu olmayanın ve sorumluluk almayanın derdi mi olurmuş? Kaybolmuş bir çocuğu Google’da sorup bulma alışkanlığı bile yok henüz! Anne babanın endişesini, korkusunu nasıl anlasın? Can kayıplı bir olay sırasında ondan cesetlerin kimliğini araştıran savcı ve doktorun iş duyarlılığını ve duygularını anlamasını beklemeyin.
Gece yarısı 17 ağustosta olduğu gibi büyük bir sarsıntıyla veya en basitinden uykudayken çalan telefonla uyanmanın ne olduğunu bilebilir mi? Sıkıntıdan terleyip, ferahlama ihtiyacıyla çılgınca su içme gereksinme ve arzusunu mümkün değil duyamaz! Yada feda duygusu onun için ne demektir? Sözcük anlamını bilir de yaşam içindeki kendisini ilgilendiren kendinden başka bir şey olmadığı için duygu boyutunu aklına bile getiremez. Google denen çokbilmiş amca bilgisayarlardan oluşmuş bilgi toplama ve işleme merkezidir. Onun sinir sistemi kablolardır. Gece gündüz demez bu kablolar aracılığıyla en uç bölgesine enerji ulaştırır. O enerji de elektriktir.
Elektrikler kesilince “Google amca dedikleri” susar!
Not:
1: Bugün 17 Ağustos. 23 yıl önce yaşadığımız büyük Marmara depreminin yaşandığı gün. Sadece bu konuda yaşadıklarımızı yazsak sayfalar yetmez. Depremde ne çok canımızı kaybettik. Hepsine Allahtan rahmet diliyorum. Yöneticilerimizin kentsel dönüşümde işi çok ağırdan aldıklarını görüyorum. Şehrimizin göbeğinde kalan eski mahallelerde yenileşme bireylerin girişimlerine terk edildi ne yazık ki.
2: Bu yazının geçen hafta yayınlanması gerekiyordu. Gazetemizde yazımızı göremeyince yöneticilerimizden Serhat kardeşimi aradığımda benden ileti alamadıklarını söyledi. Nasıl olurdu böyle bir şey, ben yollamıştım oysa. İletilerimi incelediğimde hatamı gördüm. Benim biri gmail, biri Hotmail goleaydin adlı iki ileti adresim var. İletilerimi gönderirken alıcı kısmına gazetemizin adının ilk harfi “A” harfini tıkladığımda önüme adresi gelir. Araya Hotmail adresimi de koyar. Ben yanlışlıkla Hotmail adresimi tıklamış ve yazımı kendime göndermişim.
3: Yazılarıma kısa bir süre ara vereceğim. Neredeyse üç yıldır bir yere gezmeye gitmemiştim. Bu yıl bir geziye çıkayım dedim; iki üç hafta yazı veremeyeceğim. Kısa zamanda tekrar görüşmek üzere..