Dün sabah Facebook'ta gezerken bir video izledim. Adam koyun ve keçi çobanlığı yapıyor. Koyunları bayıra yaymış, köpeği keyifle geziyor, kuzular meleşiyor. Kimisi anasını emiyor, kimisi geziyor. Çoban ise bayırın üst tarafında elinde telefonu, telefonda Mahsuni Şerif'in ha babam ha türküsünü dinliyor. Dinlemenin yanında tutturmuş bir oyun, kendinden geçmiş oynuyor. Adamda bir keyif, bir tatlı tebessüm sorma. Bu müzikte böyle kıvrak hareketler, bir ritim seyretmeniz lazım. Vallahi bayıldım ve beni aldı bir düşünce.
Bu keyfi tadan, bu huzuru bulan acaba kimler var ki? Adamın dünya umurunda değil, ne enflasyon, ne pahalılık, ne dolar, ne euro satmış anasını dünyanın. Ben bu müzikle ne böyle uyumlu oyun oynanacağını düşünmüştüm ne de böyle huzuru yaşadığımı hatırlıyorum. Yok bu dünyanın derdi, yok geçim sıkıntısı borç alacak verecek.
Özenmedim değil adama. Birileri der, seni tutan mı var? İşte meralar, işte dağlar ama öyle değil. Bu yaştan sonra ne o neşeyi buluruz, ne de o düzeni kurabiliriz. Bir zamanlar dünyayı ve de Türkiye'yi kurtarırım diye fikir üretirdim ancak hayatım bugün deforme olmuş durumda. Dün canımı seve seve feda edeceğim davam ve çok güvendiğim dava arkadaşlarım tarafından bir makam bir mevki belki para yüzünden ayaklar altına alınmış. İçim yanarak, içim sızlayarak izliyorum. Bazen diyorum ben bu arkadaşlarla hangi dava için kelle koltukta gezdim? Kazancımın üçte birini buralara feda ettim?
Bu arkadaşlarımı veya davamı buraya yazamam, politik yazı yazmak benim konum değil ama keşke hiç bu işlere girmeseydim. Dünyadan habersiz dağ başlarında koyun çobanlığı yapsaydım inanın gam yemezdim.
Kalın sağlıcakla.