Genç kuşaklar konuşurken argo, hatta küfürlü sözcüklerle anlatımlarını güçlendirdiklerini sanıyorlar. Ortaya çıkan çok kötü bir Türkçeden başka bir şey değildir. Böyle konuşmak dönemsel bir moda aynı zamanda. Bu modaya göre dil ve yüz tikleriyle jest ve mimiklerde araya katılıyor. Günlük konuşma dilinde kimi sözcüklerde harf tasarrufu yapıldığına uzun zamandır tanık olduk. “Mesela” sözcüğünü bir tv sunucusunun “Mesaa” şeklinde kullandığını biliyorum. Nasıl buraya geldik? Elbette telefon yoluyla yapılan kısa mesaj sohbetleriyle tabii. İlk telefon mesajlarında bir mesaj; boşluk, noktalama işaretleri ve harfler dâhil 140 karakterle sınırlıydı. 140 karakter bir harf bile aşılsa ikinci mesaj olarak ücretlendiriliyordu. Çok kişi bu yüzden mesajlarını kısa tutuyordu. Yıllar sonra bir GSM şirketi ucuz fiyata 10.000 kısa mesaj satmaya başlayınca diğerleri de buna ayak uydurdu. Sonunda ne oldu biliyor musunuz? Hem yazı hem konuşma dilimiz bozuldu. Bilgisayarda devreye girip MSN programıyla yazışmalar başlayınca gençlik yazıştığı gibi sembollerle konuşur oldu. Türkçe “tamam” demek yerine İngilizce tamam demek olan “okey” sözcüğünü kısaltarak “ok!” dedi.

 

Bakın daha başka neler dedi: “ne haber” sözcüğünün sessiz harfleri nbr’ okunuşuyla, “nebere” dedi örneğin. “Selam”ı “slm” yazdı, “seleme” dedi. Liste çok uzun, birkaçıyla yetinelim.

“Merhaba-mrb”, “okey-ok!”,”tamam-tmm”, “hoşça kal-by”, “hoş geldin-hg”, “hoşbulduk-hb”, “arkadaş-arki”, “kendine iyi bak-kib”, “sei (yani seni) çok seviyorum-sçs”, selam verirken “Selamün aleyküm-s.a.” yazdı ve dedi. Selamı alırken “a.s”, “kanka-knk”, “güzel-gzl” dedi.

 

O kadar Türkçeden uzak, takır takır bir dil var ki ortalıkta, işin içine gençlerin heyecanını da katarsanız kavga ettiklerini sanırsınız. Bu Amerikan dil ve davranış soysuzluğunun yayılmacılığından başka bir şey değildir. Tankla, tüfekle değil, dille ele geçirildiğimiz kuşkusuz. Buna kılık kıyafeti de, yeme içme alışkanlıklarını da ekleyebilirsiniz. Bir milletin dilini bozarsan, kültürünü de bozmuş olursun. Yeme içme alışkanlıkları işin cabası olur.

 

Suçlu çok! Saymakla bitmez. Başta reklam filmleri ve reklam tabelalarıyla reklam sektörü gelir herhalde, sonra da yabancı filmleri Türkçe seslendirenler.. bunların ardına kısa mesajlarla cep telefonu iletişim şirketleri eklenmelidir. Şu sosyal medya dediklerimizi de unutmayalım. Bu listeye İngilizce ticaret, bankacılık, İnternet ve bilgisayar terimlerini, günlük argoya sözcük icat eden eski-yeni tiyatro yazar ve oyuncularını korkmadan ekleyin. Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Gülse Birse, Şahan Gökbakar gibi güldürü sanatçıları, kısaca hepimiz!... Yıllardır yazılarımda bunu vurguluyorum. Yabancı dille eğitim dili de buna sebeptir. Türk gibi düşünmek için Türkçe eğitim şarttır. Yabancı dille eğitim yabancı aydın yetiştirmekten başka bir şeye yaramaz.

 

Dilimizin benim yaşadığım dönemler göz önüne alındığında geçirdiği evrede bugünkü bozulmayı sosyal medyadan arkadaşım Ruşen Dilek Hanım’dan yapacağım alıntılarla göstermek istiyorum.

İlk örneğimiz 1965 yılından:

“Karşıma aniden çıkınca ziyadesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir eda takınacağıma hüküm veremedim, âdeta vecde geldim. Buna mukabil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle ‘akşam-ı şerifleriniz hayrolsun’ dedim.”

İkincisi 1975 yılından:

“Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle ‘iyi akşamlar’ dedim.”

Ne kadar duru ve arı Türkçe imiş değil mi? Bozulma 12 Eylül sonrasında başlıyor. Telsiz kullanımı ilk işaret fişeğidir. 1985 yılından örnek, üçüncü örneğimiz:

“Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hükûm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa bir süre sonra kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı akşamlar' dedim.”

GSM şirketleri, internet, özel televizyon ve radyolar bozulmayı arttırıyorlar. 1995 yılından bir örnek:

“Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım. Fenâ hâlde kal geldi yâni.. Ama bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim. Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selâm' dedim.”

2006 yılından şu örnek buram buram Gülse Birse kokmuyor mu?

Âbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yâni.. Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumları yâni. Ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik.. Sarıl oğlum dedim, bu manita senin. 'Hav ar yu yavrum?'

2026 yılına ne kaldı ki.. o zaman herkes birbirini anlayabilecek mi dersiniz, ben emin değilim. Bir çevirmen bulmak şart olacak her halde, o da bulunabilirse...

“ven ay vaz si hör ; ben çok sürprays yâni öyle işte birden..hayy beybi dedim ona ama ben ay dont nowww yani âbi yaa.. Ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita.. 'offff beybiiiii offffffff layf iz superrrrrr yaaaa ...”

 

Özenti içinde olanlar dilimizi katlediyorlar ne yazı ki..