Sakarya Üniversitesi Rektör ataması malum yöntemle gerçekleşti, YÖK’ü kaldıracağız diye iktidara gelenler seçim yöntemini ortadan kaldırıp direk atama yöntemine geçiş yaptılar. Yani YÖK’ü daha güçlü kıldılar.

Dün söylediklerinin tam tersi bir durum gerçekleştirdiler.

YÖK keyfiyetine göre belirleme yaparak, Cumhurbaşkanlığına isim öneriyor ve atama gerçekleşiyor.

İşte böylesi bir yöntem ile atama gerçekleşti, Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al oldu, kararnamesi yayımlandı ve devir teslim töreni ile görevi devraldı.

Devir töreni sonrası ilk açıklama “Üniversitemiz kurumsal kimliğini geliştirmek ve güçlendirmek, üniversitemizi akademisyenler ve öğrenciler tarafından daha fazla tercih edilebilir hale getirmek. Uluslararası akreditasyon kuruluşları tarafından akredite olan program sayısını artırmak. Uluslararası bilinirliğini artırmak, akademisyenlerin nitelikli yayın kapasitesini artırmak, proje kültürünü yaygınlaştırmak, patent sayısını artırmak, ülkemizin milli hedeflerini gerçekleştirilmesine yönelik projelerine katkı sağlamak, tüm faaliyetlerde Sakarya Büyükşehir başta olmak üzere, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, yerel basın, spor kulüpleri ve sanat camiası ile ortak hareket etmek, ilimizin marka şehir olma hedefine yönelik tüm katkıyı sunmak” şeklinde oldu.

Hamza Al, Sakarya Uygulamalı Bölümler Üniversitesi ile işbirliklerini artırmanın da öncelikli hedeflerinden biri olduğuna değindi.

Açıklamalardan anlaşıldığı üzere yeni atanan rektör ilk elden eksiklikleri tespit etmiş, temel problemlere işarette bulunmuş. Üniversite bunca yılı boşa harcamış demektir, şehirle bütünleşmek, ortak akıl ve proje geliştirmek dahası şehirden kopuk bir yaşam sürüldüğü tespiti var ortada ki yılların sorunu.

Her seferinde dile getirilen sorunlar. Her birimiz ayrı ayrı sorunları kaleme alsak benzeri sonuçlara ulaşırız, gel gör ki yıllar sorunu çözmeye yeterli olmadı.

Görevlendirilmelerde farklılık olmadığı gibi, gelen gideni her dönem arattı. Bir birine benzer görevlendirmeler olduğu için sonuç kaçınılmaz oldu. Üniversite her dönem daha geriye gitti, akademik başarıdan söz edilmeyeceği gibi şehir bütünleşmesi de yaşanmadı.

Son yıllarda çok daha olumsuzluklar yaşandı ki özellikle iki Üniversite arasında anlaşılması güç rekabet ve tartışma bitmedi, Hamza Al ilk açıklamasında bu durumu kısmen işaret etmiş.

Kısır çekişmelerle son yıllar boşa harcandı, her iki Üniversite bu durumdan birçok kayıp yaşadı, yaşamakta da.

Özellikle Akademik Meslek örgütleri ile sağlanamayan ilişki, Üniversitenin bu günkü seviyesinin göstergesidir.

Umarım yeni dönem en azından bu sorunu çözer, çok fazla beklenti taşımadığım gibi daha da geriye gideceğimizi düşünüyorum. Atamanın yöntemi değişmediği sürece beklenti çıtasını artırmak hayal kırıklığı olur.

Hiç değilse her iki Üniversite ortak yönetim aklını geliştirir, rekabeti hizmet üretmek üzere kurgular. Bu bile yeterli olacaktır, umarım bu kadarını becerirler.