Bugün depremin dördüncü günü, adeta yer yerinden oynadı. Canlar yandı. Mallar, mülkler yıkıldı. Nice birikimler enkazlar altında kaldı, nice canlar yandı. Gözyaşları, feryatlar arşa uzandı.
Bu felaketlere üzülmemek mümkün değil. Gözyaşı dökmemek yine mümkün değil. Yaşlılar bir yanda, çocuklar, bebekler, hepsine üzüldük, çünkü biz bir insanız.
Bu felaketi, kara çevirenler de olur. İyi ki oldu diyenler de olur. Bunlar münferit olaylardır. Bu insanlara kızsak da aşağılasak da bu tipler, bu karakterler var. Bizler kırk yıldır ne ile uğraşıyoruz? İnsanlara kurşun sıkan, askeri, polisi, halkı katleden terör örgütleri ile. Bunlar da bunların bir kolu, bir uzantısı. Karakter yoksunu, zavallı beyinler. Beyinleri bu kadar gelişmiş elden ne gelir?
Ancak beni dört gündür üzen, beni yaralayan, beni bir robot yapan olay bu yağmalamalardır. Hatta hiç sevmediğim o zincir marketlerin yağmalanmasıdır. Bir insan bu kadar mı vahşileşir? Ancak bu kadar hayvanlaşır. Ancak bu kadar ruhunu, benliğini kaybeder. İnsan hırsız olur da, bu günde olur mu diyesi geliyor insanın. Bu kadar vahşileşir, başkasının malına bu kadar saldırır ve alır götürür. Hırsızlık da ayak altına düştü.
Türkiye ve dünya seferber oldu. Tırlar ve uçaklar yolları kilitledi ama bunlar doymuyor. Benim içimi yakan işte bu hırsızlıklardır. İnanın ki yıkılan evler, gerçekleşen üzücü olaylardan daha çok üzdü bu olay. Bunları ateşe atıp yaksalar vallahi üzülmem. Nedir bu hırsızlıklar, açgözlülükler, doyumsuzluklar?
Oysa gönül ister ki bir tek çöp bile alınmasın, gönül isterdi ki o malları onlar korusun, sahip çıksın.
Bir de şunu merak ediyorum, bunları görüp resimleyenler var. Şimdi bu mahlûklar insanların yüzüne bakacaklar? Nasıl utanmadan halkın arasında dolaşacaklar?
Kalın sağlıcakla.