HAYATIN TATLARI VE HAYATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 

 

 

Kız Kulesini bilmeyen yoktur sanırım. İstanbul denince akla birçok anıttan önce Sultanahmet, Süleymaniye ve Ayasofya Camileri kadar Kız Kulesi de gelir. Çeşitli sebeplerle inşa edildiği söylenen Kız Kulesinin İstanbul’un en önemli simgelerinden biri olduğu nice fotoğrafı, nice kartpostalı süslemesinden bellidir. Şehitler köprüsünden geçerken bakana biblo gibi görünür. Kim mest olmaz o görüntüye?

 

Boğazdan geçen gemileri denetim altında tutmak ve onlardan geçiş vergisi almak amacıyla inşa edilen, ayrıca çeşitli söylencelere konu olan Kız Kulesinin en bilinen söylencesi şudur: Bizans Krallarından birinin kızı dünyaya gelir. Kâhinler bu kızın 18 yaşına geldiğinde bir yılan sokmasıyla zehirlenerek öleceğini söyler. Bunun üzerine Kral kızını korumak için denizin ortasındaki küçük bir adanın üzerinde daha önce inşa edilmiş olan Kız Kulesini Prensesin yaşayabileceği biçimde düzenler. Prenses 18 yaşına geldiğinde bir görüşe göre hizmetçilerin getirdiği üzüm sepetinin, başka bir görüşe göre Prensese âşık olan genç bir subayın getirdiği çiçek sepetinin içine gizlenen bir yılan tarafından sokularak ölür. Kulenin adı bundan sonra Kız Kulesi olarak kaldığı söylenir.

 

Kule Osmanlı zamanında da birkaç kez aslına sadık kalınarak onarılmış, mehter takımının gösterilerine sahne olmuştur. Bizi ilgilendiren, hikâyemize konu olan kısmıyla bakacak olursak Kız Kulesi aynı zamanda karantina odası ve sürgün yeri olarak da kullanılmıştır. İşte bu özelliğiyle Carl Dedloid’ten Mehmet Ali Paşaya, oradan bakın daha kimlere, kimlere ulaşaca-ğız.

 

Şair yazar ve oyuncak müzesi kurucusu Sunay Akın’ın yazdığı yazımızın başlığında kullandı-ğım adı taşıyan bu hikâyeyi paylaşan saygıdeğer büyüğüm üstat piyanist Ruşen Özben’den alarak bir kısmını sizlere aktarıyorum.

*

Size bir hikâye anlatacağım, yaşanmış bir hikâye, hem de sonuçları çok ama çok güzel olan bir hikâye…

1827 yılı..

Almanya’nın Magdeburg şehri…

Bu şehirde Ludwig Carl Friedrich Dedloid adında bir erkek çocuğu dünyaya gözlerini açar.

Büyüdükçe huzursuzluğun ne olduğunu anlar, çünkü annesi ve babası sürekli kavga etmektedir.

Aileyi ve Carl’ı çok seven yakınları, bu kavgalardan etkilenmesin diye Carl’ı bir yetimhaneye verirler.

12 yaşına kadar bu yetimhanede kalır Carl, çok eziyet çeker, dayak yer ve artık kaçmaya karar verir. Bir gece çarşafları birbirine bağlar ve kaçarak Hamburg’a gelir.

Daha 12 yaşındaki Carl, bir gemide miço olarak iş bulur. Çok sıkıntılı bir 3-4 ay geçirir. Miço olduğu gemi İstanbul Boğazından geçerken KIZ KULESİNİ görür Carl, denize atlar ve Kız Kulesine kadar yüzer.

O sıralar Kız Kulesi Cüzzamlıların kapalı tutulduğu bir minik adadır. Carl yakalanır ve Emin Ali Paşa’nın yanına götürülür. Paşa sorar niye kaçtın diye, dayaktan der, peki de 3- 4 aydır denizlerdesin neden İstanbul der Paşa, çocuk Kız Kulesini gösterir, bu Kule yüzünden, ben bu Kuleyi çok sevdim…

Tabi bu büyük bir haber olur, Almanlar çocuğu ister ama Emin Ali Paşa vermez ve himayesine alır.

Adı Mehmet Ali olur, askeriyeye gönderilir. Eğitimler alır ve sonunda PAŞA olur, artık adı Carl Dedloid değil, Mehmet Ali Paşadır. Çok başarılı bir asker olur, birçok savaşta ve anlaşmada Osmanlıyı temsil eder.

*

Burada hikâyenin arasına gireceğim kusura bakmayın. Sultan Abdülhamit’in padişahlığı sıra-sında Müşir Mehmet Ali paşa, kısa bir süre komuta ettiği 1877-1878 yılları arasında süren Osmanlı Rus savaşının ardından 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin’de imzalanan barış ant-laşmasında Osmanlı heyetindeki üç kişiden biridir. Bu antlaşmada Bosna-Hersek ve Doğu Rumeli imtiyazlı vilayet olur. Bulgaristan Prensliği kurulur. Kıbrıs Sancağı İngiltere’ye kira-lanır. Niş Sancağı Sırbistan’a bırakılır. Teselya Sancağı Yunanistan’a geçer. Kars, Batum, Art-vin ve Ardahan sancakları Rusya’nın olur. Dobruca Sancağı Romanya’ya bırakılır.

Sunay Akın’a dönelim.

*

Bu arada evlenir, (Hayriye, Leyla, Adviye ve Zekiye adlarında A.G) dört tane kız çocuğu olur. Evlatlarından birisinin adı Leyla Hanımdır, Leyla Hanımın da bir kızı olur, adını Celile koyarlar. Celile Hanımın da bir oğlu olur.

Adını Nazım koyarlar, NAZIM HİKMET.

Yani Nazım Hikmet, 12 yaşında Kız Kulesine sığınan adı Carl Dedloid olan sonra da Mehmet Ali Paşa’nın torunudur.

*

Sunay Akın hikâyeyi başka rastlantısal bir konuya bağlayarak bitirir. Meraklısı Sunay Akın’ın (adını şu an unuttum ne yazık ki) kitabından okuyabilir. Oysa yazımıza konu olan paşanın hikâyesinin sonu bana göre acıklıdır. Bu anlaşmayı beğenmeyen Müslüman Arnavutluk halkı anlaşmaya şiddetle karşı çıkmıştır. Müşir Mehmet Ali Paşa halkı yatıştırmak için Arnavutluk’a gönderilir. Fakat Kosova’nın Yakova kasabasında öfkeli halk tarafından yanındaki Abdullah Paşa Dreni ile birlikte linç edilerek öldürülür.

 

Nereden nereye... Paşa Kız Kulesini beğenmese bu hayatı, bizimde böylesine dev bir şairimiz olur muydu acaba? Dahası kızlarından Zekiye Hanım’ın oğlu Mustafa Kemal Atatürk ile Harp Okulu yıllarında sınıf arkadaşı ve silah arkadaşı olan asker ve politikacı Ali Fuat Cebesoy doğar mıydı? Mehmet Ali Paşa’nın kızlarından bir diğeri bir başka büyük şairimiz Sabahattin Ali’nin babaannesi, bir diğeri ise politikacı Mehmet Ali Aybar’ın anneannesidir.