Tanımaktan son derece onur duyduğum aktif müzisyen büyüğüm usta piyanist, aranjör Ruşen Özben üç satırlık şöyle bir yazı yazmıştı:
“İcra edilen şarkıya yorum katabilmektir önemli olan. Birebir icra etmek, müzisyeni / gurupları sıradanlaştırır, taklitçilikten öteye geçmez. Aslını çalan DJ’ler zaten bu işi gerçekleştiriyor.”
Çok haklı olarak bir başka müzisyen Mahmut Üsküdarlı soru sorma gereği duymuş.
“Yani Haktan ve Mustafa keserin yorumları tamamdır diyorsun öylemi üstad?”
Ruşen Özben’in cevabı gecikmedi tabii:
“Tabii ki şarkıları aşırı deforme etmeden, aslından çok uzaklaşmadan, diyorum... Genel hatlarıyla ana melodisine sadık kalmaları kaydıyla diyorum... Cıvığını çıkartmadan, eksajere etmeden diyorum. Beste TSM ya da TSM makamları dışında, düz minör ya da majör yapı formatlarındaysa, o besteyi Arap ya da Hint melodileri akışına dönüştürmeden diyorum. İllaki yapacaklarsa, bizzat onlar yapsınlar diyorum... Tabii bu genele bir bakış yorumum. Tüm müzik camiası dışında bir kaç yorumcu bu renkleri benimseyip icra edebilir de. Ammaaa, tüm yorumcular böyle yorumlamaya başladığı zaman, biz, biz olmaktan çıkıyor, bir özenti yorumcu ve dinleyicilerine dönüşüyordu... Kendi özlerimizi yitiriyoruz...”
Mahmut Üsküdarlı kendinden örneklerle cevap verdi:
“Ruşen Özben ustam 50 yılım sahnelerde geçti. Binlerce şarkıyı deftere bakmadan ve 8 dilde, ki bunların çoğu Asya dilleridir, en az 30 veya 40 dakikalık şarkılarını dahi önümde defter olmadan okurum. Ömrüm araştırmakla (öğrenmekle) geçti. Eserleri aslına uygun olarak okumaya çalışırım. Ne yazık ki son 30 yıldır şarkı söylemenin bu kadar dejenere edildiğini ne duydum ne dinledim. Şimdiki şarkıcılar öyle nağmeler yapıyorken eserin yalnız sözleri aynı müzik farklı. Tabi ki küçük dokunuşlar haz ve güzellik katar esere. Fakat sizin de belirttiğiniz gibi tam bir rezillik yaşıyoruz. Bu sizin gibi müziği iyi bilenler için geçerli değil. Arabesk okuyanları bir duysanız, saçınızı başınızı yolarsınız. selam ve sevgiler sunuyorum.”
Ruşen Özben
Mahmut Üsküdarlı 4-5 dakikalık bir şarkının, hadi bilemedin 5-10 saniyesine renk katılabilir. Ama dediğiniz gibi, neredeyse tüm yorumcular rayından çıktı... Rayından çıkanlar da birbirlerini taklit etmeye başladı...
Ruşen Özben
Her yemeğin kaldırabileceği oranda tuz, her tatlıya da şeker ilave edebilirsin...
Amaaa... Baklavaya soğan doğramaya kalkarsan,
O... Baklava olmaktan çıkar. Aşure bile olmaz...
Bende yorumlara katıldım sonunda:
“Değeli büyüğüm, klasik batı müziği bestecileri bestenin tek bir notasının değişmesine izin vermezlerken, caz müziği bestecileri bestelerinin icra edilmesinde alabildiğine serbestlik tanırlar. Onda bile melodinin aslı önce birebir verilerek hatırlatılır, sonra yorumlara geçilir. En yorumsuz müzik icrası bile, kişinin şarkıcıysa ses rengine, nefes alışına, sesli ve sessizleri söyleyişine, heceleri uzatma ve kısaltmasına; müzisyense, çaldığı çalgıyla değişen elinin dokunuşuna göre yorum katmış olur zaten. Fazladan bir yoruma hiç gerek yoktur. Ben besteci olarak bestelerimin belki küçük oyunlar olabilir ama benim istediğim icranın dışında bir icrasına izin vermem. Böyle böyle icralar bestecinin anlatmak istediği duygunun yok olmasına yol açar. Hüner gösteriyorum diye yapılanlar en başta besteciye sonrada dinleyiciye saygısızlıktır bence.”
Ruşen Özben’in bana da cevabı vardı:
“Sanırım tam ifade edememişim... Eser yine aynı notalar içerisinde icra edilir... Lakin salınımları minik farklı noktalarda vurgulanabilir... Motomot, yani bire bir aynı yerlerde olmayabilir. Her hangi bir nota, 64 lük oranında geç ya da erken vurgulanabilir. Bu bir yorumdur... Alt yapıda La minör sekizli, do majör altılı olabilir... Bu. Eserin aslından çok uzaklaşmamış halidir. 50 yıl önce yaptığım düzenlemelerde, sizin yaptığınız eleştiriler gibi tepkilerle çok karşılaştım... Çocuk doğduktan sonra, sadece soyadınızda sizinle özdeşleşiyor... Karakteri ve kaderi sizin iradenizden çıkıyor ne yazık ki... Beste başka, yorumculuk bam başka bir olay. Besteniz çok güzel, muhteşem olabilir. Ama, onu sizden çok daha güzel yorumlayan, ya da aranje edebilecek kişilerin de var olabileceğini göz ardı etmemelisiniz... Ben... Çocuğun olumlu yöndeki gelişimlerine ket vurmamalıyız derim... Bu arada. Yukarıda belirttiğim olumsuz gelişmelerine de, her türlü tepkiyi ortaya koymamız gerektiği düşüncesindeyim... Selam ve sevgilerimle...”
Düşüncemi cevabi yazımda biraz daha açtım:
“Değerli büyüğüm verdiğiniz karşılığa çok teşekkür ederim. Bu söyleşi çok geçmeden tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan sorusuna döner. Onun için verdiğiniz çocuk örneğinden gidelim, çocuk başka bir kişiliktir ama o çocuk gene de bizim (anne-babanın) gen yapımıza, kimi karakter özelliklerimize sahiptir. Ayrıca o çocuğu oyun için dışarıya saldığımızda dayak yemiş, ağzı burnu kırılmış biçimde gelmesini istemeyiz değil mi? Ama ona güzel bir şapka, gözlük, gömlek, pantolon hediye edilmesinden de mutsuz olmayız sanırım. Yorum eserin kişiliğini bozmamalı, tanınmaz hale getirmemelidir diye düşünürüm. Ki sizinde vurgunuz bu yönde. Ayrıca orkestra düzenlemesi ve müzisyen yorumuyla ses sanatçısının yorumu esere kişilik katarsa elbette ki değerlidir.”
Siz buraya kadar müzik üzerine söyleşi mi okuduğunuzu sanıyorsunuz. Yok, yok! Hayır, bu güncel bir ekonomi yazısıydı. Belki yoruyorumdur ama “müzik” sözcüğünü “ekonomi”, “beste” ve “çocuk” sözcüğünü “tl” olarak okur musunuz? Bu yazıyı ayrıca bir müzisyenin ekonomiye bakışı olarak okumanızı istiyorum.