Niçin yaşıyoruz? Bu dünyaya sadece yatıp kalkıp eğlenmek için mi geldik yoksa dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için çabalayıp insanlara yardım edip adaleti sağlamak için mi?

Bu ikilemlerin cevabı, inançlarımızda saklıdır. Hayata nasıl bakarsak, hayatı hangi yönüyle ele alırsak, bir süre onun doğru olduğuna inanmaya başlarız ve kalan her şey hedeflerimiz, yaşam tarzımız, dini inançlarımız o yörüngede şekillenmeye başlar.

Kavram karışıklığı beynimizin içinde yer alır. Bir yalancının söylemlerine kulak verip kendimize rehber edersek artık biz oyuz. Doğrular çöpe, fikirler ipe. Oysa önce kılavuzun iyi ve doğru kişi olmalı. Akan suya dalıp gitmek seni bir gün bir çağlayandan aşağı atar, kurtulamazsın. Hani derler ya gömleğin düğmesini alttan yanlış iliklersen hep yanlış gider bu misal.

Bazı arkadaşlarımız ortaokul ve lise yıllarında yol arkadaşlarının kurbanı oldu gitti. Ne sağı gördü ne de solu. Bu kısacık hayatı kendilerine zehir etti. Belki para kazandı, belki şan şöhret sahibi oldu, belki makam mevki sahibi oldu ama bir karanlık kuyu içinde kıvrandı durdu. Mutlu mesut olamadı.

Olamadı çünkü kafası takılı, gözleri puslu, yolu taşlı idi. Mutlu olamadı; içkiler içti, sigara içti, esrar falan içti aradı durdu mutluluğu. Güzel bir dünyayı, adaletli bir düzeni ama bulamadı. Bulamaz da çünkü bütün organları birbiri ile savaş halindedir. Aradı durdu velhasıl. Barış ve huzur onlara çok uzaklardadır.

Kalın sağlıcakla.