Yaşadığımız her afette önceliklerimizi nasılda değiştiriyoruz. Sonra durumu normalleştiriyoruz,
unutuveriyoruz ve hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam ediyoruz. Ta ki bir sonraki afeti yaşayana
kadar…
1999 yılı 17 Ağustos günü yaşanan afet sonrası ayakta kalan hasar gören binaların yarısı yine aynı yıl
12 Kasım depreminde yıkıldı. Hepimiz biliyoruz ki bölgemizde yaşanabilecek ayrıca bir deprem
afetinde 1999 yılında hasar gören gerek mal sahiplerinin itirazı gerekse mahkeme kararları ile hasar
oranları düşürülen ve sözde güçlendirme yapılan binalar çok canımızı yakacak.
Patates hali kavşağından başlayan kent meydanına kadar giden Sakarya caddesi ve Bulvardaki
karşılıklı eski ve katlı binalar, Çark Caddesinde zar zor ayakta kalan eski ve katlı binalar, mavi durak ve
çevresindeki eski katlı binalar, pek çok ilçemizde 1999 öncesi yapılmış kamu binaları, okullar ve il
Emniyet Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı binaları 23 yıldır çözümü bulunamayan bile bile
insanlarımıza mezar olabilecek çirkin binalar…
Neden diye sormayacağım artık. ‘’ Çünkü’’ sü yok bu işin. Bir insanımızın bile canı çok önemli. Afet
bölgesinde bir can kurtarmak için kurtarma ekiplerinin 10 saat enkaz kazdığını, kendi canlarını riske
attığını biliyorum ben. Bu yüzden ‘’Vakit geç olmadan yıkalım bu harabe binaları, insanlarımızın
Azrail’i olmasın’’ diyorum artık. Yeni güvenilir, altyapısı ihtiyaçlara cevap veren bir şehir inşa edelim
artık.
İnanın bu adımı kimin attığı veya atacağı umurumda bile değil, yeter ki bu şehir için öncelik sırası
olsun, bu şehir insanı için birileri bir şeyler yapsın. Cebimizde beş kuruş yokken, takım elbiseyle
gezmemizin, lüks arabaya binmemizim kime ne yararı olur? Hem kendimizi hem başkalarını kandırmış
olmaz mıyız?