Bilinmezlerle dolu bir yolda ilerliyoruz. Bir çocuğun ilk adımları gibi korkak, titrek. Endişe olsa da başarma mutluluğu sonsuz heyecanlı hale getiriyor bizi.

Komşumun çocuğu sınava girecek. Bir heyecanlı, bir heyecanlı rengi kıpkızıl. Yolda yürürken neredeyse tökezleyip düşecek.

İnaniyorum ki bu halde milyonlar var. Heyecan güzel de şu aşırı kısmı çok kötü. Oysa düğüne gider gibi pikniğe ya da eğlenceye gider gibi gitseler ne güzel olur. Daha hayatın başında öyle misyonlar yüklüyoruz ki çocuklar bir yaprak gibi tir tir titriyorlar.

Ben hayatım boyunca çok sınava girmiş biri olduğuma inanıyorum ve imtihandan hep zevk almışımdır. Hala diyorum bir üniversite sınavına girsem, basit bir bölüm okusam ve sınıf geçmek için değil, sınıfta kalmak için sınavlara girsem, bazen ceza almak için kopya çeksem diyorum. Bana gülmeyin, gönülden bunu arzu ediyorum.

Ben okulda okuduğum yıllar karnemi okul kapanınca değil, okullar ertesi sezon açılınca alırdım. Bir seferinde müdürüm; 'Oğlum ne kadar gamsızsın.' demişti. Bende; 'Ben aslında çok gamlı bir insanım, heyecanım yatışsın diye üç ay bekliyorum.' deyince yüzüme bakıp kalmıştı ve böyle bir cevap beklemiyordum demişti. Bir seferinde öğretmen bir ödev vermişti. Herkes yapmıştı ben yapmamıştım. Bir arkadaş yaptığı müsvette kağıdı çöpe attı, ben de gittim çöpten aldım. Elimle düzelttim, adımı yazdım hocaya verdim. Zaman geçti notlar okunuyordu o arkadaş beş aldı ben yedi aldım. Arkadaş itiraz etse de aslını da anlatamıyor. Sonunda dedi ki; 'Hocam! Yüksel'in kağıdı ile benimkini karşılaştır.' deyince 'Oğlum Yüksel'in kağıdı tam benim istediğim gibi niye karşılaştırayım ki?' dedi.

Ben içimden gülüp sonra da dedim ki 'Oğlum fazla özenme, benim gibi ol.'

Kalın sağlıcakla.