En sevmediğim yıllar veya aylar seçimlerin yaklaştığı zamanlardır. Eskiden beri seçimlere iki üç ay kaldığı zaman sokağa çıkmak, insanlarla sohbet etmek istemem. Kahveye ve derneklere gitmek istemem. Farklı görüşlerle omuz omuza olmak istemem.

Oysa geçen sene bu zamanla bu seneki bu zaman arasında ne fark var? Hiçbir şey, sadece takvimde bir sayı değişti ama öyle değil herkes konuşurken biraz sus pus oluyor. Bazıları hiddetleniyor, bağırıyor çağırıyor, bazılarının ağzından küfür, yalan eksik olmuyor. Gel de bu seçim aylarını sev.

Kahveye aşağı yukarı bir aydır gitmiyorum, daha bir ayda gitmem çünkü kahvedeki bütün insanlar benim dostlarım, hatta kırk yıllık dostlarım da var. Fikirleri başka olsa da, partilerimiz başka olsa da onlar benim kırk yıllık dostlarım ama seçim üstü bir başka piskolojiye bürünüyorlar. Bende o kızgın sobadan biraz uzak duruyorum çünkü ne kimseyi kırmak, ne de kimseden kırılmak isterim. En iyisi biraz uzak durmak.

Oysa seçim demokrasinin olmasa olmazıdır, kafaları bulandırmadan, yalansız dolansız aklı selim bir halde bu dönemi atlatmak en güzeli değil mi?

Bundan aşağı yukarı otuz beş veya kırk yıl evvel bir uzaktan akrabam kahveye girdi ve ağza alınmayacak sinkaflı laflar söyledi bir siyasi parti lideriyle ilgili. Aradan yıllar geçti, bu akrabama sıcak bir şekilde merhaba diyemedim, candan bir hal hatır sormadım, hala gönül kırgınlığım içimde gizli durur. Belki de kendi unutmuştur, ben unutmadım, benden yaşlıdır, benden önce ölürse, ben hakkımı nasıl helal ederim, edeceğimi de sanmıyorum. Bu insan benden sadece kendini soğutmadı. Aşağı yukarı yaşıtım kızları, oğulları var, onlara da mesafeli duruyorum. Şimdi soruyorum, değer mi o söylediği söze, neyi değiştirdi, karı ne oldu, benden oy mu aldı?

İşte bundan ve bunun gibi olaylardan dolayı, seçim dönemlerini sevmem. Dostları kırmak istemem, her insanın görüşü ve düşüncesine saygı duymayı öğrenmeden, ülkeye demokrasi gelmez.

Kalın sağlıcakla.