Üç beş kişi bir araya geldiğimiz zaman hep geçmiş zamanı konuşuyoruz. O geçmiş zamanda fakir de olsak yoksul da olsak bir lokma ekmeğe muhtaç dahi olsak zamanın harikülade olduğunu konuşur dururuz.
Oysa gelecek zamanı da yaşanır bir hale getirebiliriz, özlediğimiz organik sebzeleri ve meyveleri yetiştirmek mümkün. Örf, adet, töre ve dini duyguları yeniden canlandırabiliriz. Sevmediğimiz bizi fıktan fıka sokan zamanımızı cennet bahçelerine çevirebiliriz. Eski komşulukları hikâye olmaktan çıkarabiliriz.
Bazen televizyonda görüyorum, işleri güzel denebilecek gibi hayatları evleri ve arabaları varken gidip bir dağ köyünde yeni bir hayat kuruyorlar. Hayvanlarla, bağ bahçe işleriyle yoğrulup duruyorlar. O zor hayatı katiyen terketmeyi düşünmüyorlar, takdir ediyorum ve seviyorum öyle bir hayatı ama kendimde o cesareti göremiyorum.
Yine belgesel kanalında “Büyük Aile Çiftliği” diye bir belgesel seyrediyorum, inanın imreniyorum. Acaba kaç kişi bunu yapabilir.
Biz kapılmışız yalancı bir dünyaya, bir yanda savaşlar ne için savaştıklarını bile bilmiyorlar ve savaşan taraflarının tarafları da var, ağlanacak durum. Saç baş yolunacak bir durum. Bir tarafta terör saldırıları ve bu caniler gayet mutlu, kahraman gibiler, kendilerine bir hikâye de uyurmuşlar ve bu hikâyeye öyle inanmışlar. İnsan öldürmeler, göz yaşı dökmeler, yoksulluğa yol açmalar hiç umurlarında değil ve taraftarları da var, dünya çapında. Allah aşkına bu insanlar bu kadar nasıl vahşileşiyor bir türlü anlayamıyorum. Nasıl huzurla yatıp kalkıyorlar, bir türlü çözemiyorum. Bazen hiç tanımadığım, hiç görmediğim insanın derdi için ağlıyorum, uykularım kaçıyor, bu insanların bu kadar vahşiliğini bir türlü çözemedim. Eskiden yılandan çok korkuyordum artık hiç korkmuyorum çünkü bunlar kadar vahşi ve zehirli olamazlar.
Kalın sağlıcakla.