Yaslandığım palamut ağacından seyre daldım. Hemen önümdeki ağaca bakıp düşünüyorum. Eğer bir kitapta anlatmak gerekirse, acaba kaç sayfaya, kaç cilde sığardı?
Ormanlara, kuşlara bakıp gördüğümüzü anlatmak kolay, bir de bunun DNA'sını anlat bakalım. Damarlarını anlat, yapraklarını anlat, meyvelerini anlat veya kerestesinin faydalarını anlat. Bu sayfalara sığmaz, anlatılması yıllara sığmaz.
Bir ağaç yaprağı bile kaç renge giriyor, bizler kolayca yazın yeşil, sonbaharın sarı deyip geçiyoruz ama bilimsel yollara başvurduk mu bu ne hafızamıza sığar ne de kitaplara. Ağaçtaki değişim bile çok ilginç gelir bana. Baharın topraktan su çeker gövdesine, dallarına, yapraklarına, gıda taşır o sular ve yeşerir, coşar.
Sonbahar geldi mi bu suyu vücudundan atar çünkü atmazsa kışın donar ve ağacın gövdesi çatlar.
Bu ağaca bu ilmi veren kim? Bu ilmi ona öğreten kim? Aklımı var, öğretmeni mi var? Biz kolayını bulmuşuz “tabiat olayı” der geçeriz.
Bunun üstüne düşünmeyiz, kafa yormayız, öyle ya düşünürsek bize bir şeyler söyler, bizim gibi kolaycıların, tembellerin keyfi kaçar, üç günlük dünya zehir olur.
Ebedi alemi düşünmek zor geliyor. 24 saatini dünya için harcarız da 1 saatimizi tefekküre ayıramayız. Öyle ya başımıza iş alırız, yoramayız kafamızı boş işlere değil mi?
Allah üstümüzdeki tembelliği ve dünya sevgimizi alsın, yoksa işimiz zor.
Kalın sağlıcakla.