Bir ülke düşünün… Işıklar sönmüş, yaşayanların sesleri kısılmış, yalnızlar ıssızlar ülkesi. Yıldızları sindirilmiş. Ağır uykuların uykusundan çıkamamış garip bir ülke.
İnsanların bile kendi aralarında konuşmaktan kaçındığı, birbirine yabancılaştığı bir ülke. Sanki yerin altında, mezarlarda yaşıyorlar. Görünürde kimse yok adeta insanlar birbiri ile konuşmaktan, sözden, sohbetten kaçar olmuş ve birçok saçmalıklar yüzünden adeta küskün insanlar.
Kahveye gidiyorum işim gözlem. Ellerde telefon, üç veya dört kişi masa başında gözler o ışıklı camda, ses yok sade yok, sohbet yok, sanki ölüler mekânı. Zannedersin uyuyorlar. Bakıyorum ve diyorum ki buradan bir bahar çıkmaz, bir ağaç yeşermez, çiçek açmaz, baştan başa ölüler mekânı.
Ama yine kendime geliyorum ve diyorum bu çınarın köklerinde az da olsa canlılık varsa, burada bir hayat bir gün doğar, karamsarlık bize haramdır. Bunun için sinmek, karamsarlığa düşmemek lazım. Bir çınarın kökünden yeni çınarların çıkacağına sağlam ümitlerle sarılmak istiyorum.
Muhakkak ki alnımıza yazılı olan önümüze gelir fakat günümüzdeki bu ölü toprağına teslim olmamak lazım. Bunun içindir, bazı sosyal faaliyetlere katılmak, camilere gitmek, insanlarla haşır neşir olmak gerek.
Sendikalar, dernekler, doğa yürüyüşleri bir çıkıştır bu hallerden. Her fahliyette bir hayat, bir tohum var, canlı tutmak lazım.
Kalın sağlıcakla.