Kuşatılmış durumdayız, bir bakıyorum çevreme, ülkeme kuşatılmışız. Kimi kelimelerle kimi sözlerle kimi yalanlarla kimi fırıldaklar tarafından, kımıldayacak halimiz yok, nefes alamıyoruz.

Boğazımıza sarılanların sayısı belli değil, yılan, akrep, timsah gibi yırtıcı hayvanlar mahsun kalıyor. Kırk türlü entrika, bin türlü fırıldak, ne olacak bu hallerimiz ya Rabbim!

Ülkemde de öyle ne yana baksan silahların namlusu üstümüzde, tetiğe ha bastı basacak. Canımız çıktı çıkacak, bu dış düşmanlar pek önemli değil de nihayetinde dış düşman ama iç düşmanlar, beni yakan beni yıkan bu.

Nazım Hikmet bir şiirinde söyle der; “Sana düşman, bana düşman. Düşünen insana düşman. Sevgilim vatan ki bunların evidir. Bunlar vatana düşman”

Yine Namık Kemal bir şiirinde de şöyle der; “Memleket bitti, hala bitmedi sen ben. Biz bu hal ile, bizden büyük olmaz ki düşman”

Evet dostlarım yıllar öncesinden gelen bu satırlar, günümüzü de ne güzel anlatıyor.

Bazen çili çocuğu alıp bir dağ başına gidesim geliyor. Her şeyden uzak, her şeyden sesiz, bir lokma ekmek, bir çuha değer mi bu kadar fırıldaklığa.

Yazı yazarım, aman kimseye dokunmasın diye yırtınırım, şiir yazarım ona keza, konuşurum öyle velhasıl bir hapis hayatı yaşıyorum. Etrafımda taş duvarlar yok, eli silahlı jandarma yok ama öyle değil, hepsi var adeta. Değil mi dünya dikensiz gül bahçesi değil, sen de bu toplum içinde yaşıyorsun işte böyle. Ben mahkum, dünya hapishane.

Kalın sağlıcakla.