Sadece aynı haklarla bu ülkeyi, dünyayı paylaşmak istedik değil mi? Sadece değer görmek, koca bir yılda sadece bir gün değil; her gün insanca yaşamak istedik… Bugün 2025 yılının bir mart günü… Her sene olduğu gibi Kadınlar gününe denk gelen her martta anımsadığımız, hatırlamak istediğimiz her yiten kadınımıza….
Kadınlar gününün çıkışı 1857 yılında ABD’nin New York kentinde yaşanan bir işçi direnişinde grev yapan tekstil işçisi kadınların polis müdahalesiyle sert bir şekilde bastırılması ve çıkan yangında 129 kadının hayatını kaybetmesi üzerine kadın hakları daha çok gündeme gelmiş ve Birleşmiş Milletler bu duruma kayıtsız kalamamış, 1977 yılında 8 Mart’ı resmen “Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul etmiş.
Ülkemizde ise bu tarih ilk kutlama 1921 yılı olarak daha eskilere dayansa da kadına verilen değer çerçevesinde kadın hakları, eşitlik ve adalet mücadelesinin bir sembolü olarak düzenli olarak 1984 yılından itibaren her yıl anılmaya başlanmış.
Buraya kadar tamamen tarihimizden ibaret; peki ama biz kadınlar olarak bugünü farklı bir anlam kazandırarak kutlamak istiyor muyuz, bu düşünülmeli... Çünkü kadınlar için verilen tek bir gün, aslında yılın geri kalanında yaşanan eşitsizlikleri gölgeleyen bir ötekileştirme biçimine dönüşebiliyor. Gerçek kutlama, ancak kadınların her alanda eşit olduğu bir dünyada mümkün olabilir diye düşünüyorum ben.
Her gün ülkemizde aldığımız onlarca kadın haberinin tek tek birer öyküsü var. Kimi hayallerini gerçekleştirmeye çalışan genç bir kadın, kimi yıllarca şiddete maruz kalmış bir anne, kimi ise sadece “hayır” dediği için hedef haline getirilmiş bir insan… Bu öykülerin birçoğu ne yazık ki kadın cinayetleriyle son buluyor. İsimler değişse de senaryolar hep aynı… Korunmayan kadınlar, görmezden gelinen tehditler ve geç gelen adalet… Kadınların yaşam hakkı, bir anma günüyle hatırlanacak bir konu olmaktan çıkmalı; gerçek bir toplumsal mücadeleye dönüşmeli. Çünkü biz artık sadece öykülerini anlatmak değil, o öykülerin mutlu sonla bitmesini istiyoruz.
Alınacak karar ve kanunlarla, sokaklarda “gece vakti” diye tabir edilen karanlıkta özgürce evimize gitmeyi, korkmadan yürüyebilmeyi, tedirgin olmadan yaşama hakkımızı kullanabilmeyi istiyoruz. Otobüs durağında beklerken tetikte olmamayı, bir yabancının adımlarını duyduğumuzda hızlanmak zorunda kalmamayı, telefonumuzu elimizde savunma aracı gibi tutmamayı istiyoruz. Giydiğimiz kıyafetler, gittiğimiz mekanlar ya da yalnız olmamızın bir tehdit unsuru olarak görülmemesini, sokakların yalnızca belli saatlerde değil, her zaman herkes için güvenli olmasını istiyoruz. Kısacası, özgürlüğümüzü korku duymadan yaşayabileceğimiz bir hayat istiyoruz.
Her sene “Bu sene son bulur” dediğimiz bir yılı daha geride bırakmamak dileğiyle… Kadınların seslerinin kısılmadan duyulduğu, gerçek eşitliğin sağlandığı yarınlara… Bugünün çiçeklerle değil, haklarımızın gerçekten teslim edildiği günlerle kutlanacağı nice günlere…
Sevgilerimle,
Gamze Eğlengül Efe