İnsanın hazinet-ül hayatı, hayal hazinesi ne kadar geniş olursa manalar o kadar cam gibi karşıya intikal eder. Hayalde bulunan şeyler ne kadar çirkin ne kadar kapalı olsa manaların karşıya intikali o kadar zor olur, çok müşkül olur. Bir saat konuşursun bir şey anlatamazsın. Hayal ne kadar nazik ne kadar tırıl tırıl olursa karşıya o kadar kolay intikal eder.
Bir söz duymuş, defterime not almıştım “Arı ol sineğe balı anlat dur, bülbül ol kargaya gülü anlat dur, halden anlamayana halini anlat dur, dinler dinler yine bildiğini okur.” Çünkü hayal alemi, kafasının içindeki kadardır.
Gerçeğe beyni kapalı ve kör, kulakları sağır bu insan dünyada da değil, kendi kurduğu bir dünya, bir hayal alemi var onun içinde, yaşar durur. Tıpkı örümceğin bütün hayatı onun ördüğü ağdan ibaretse, kişinin beyni, dünyası kafasının içine kazdığı sınırlardan ibarettir.
Rahmetli Selim Gündüzalp bir öyküyü çok anlatırdı, bir tabiat bilgisi hocası öğrencilerine hep kabağı anlattırırmış, öğrencileri de bunu iyi bildiği için kabağa çok çalışırlarmış. Bir gün bir öğrenciye sormuş oğlum anlat bakayım elmayı deyince, o da elma iyi bir meyvedir, fidan olarak dikeriz dibini çapalarız oraya bir kabak ekeriz deyip başlamış kabağı anlatmaya. İşte bu misal, kabağı öğrenen öğrencinin dünyasında kabağı anlatmak olduğundan konuyu oraya getirmiş.
Kalın sağlıcakla.