Çocukluğumda, köyümüzde harman zamanı dövenlerle, dövene öküz koşarak harman döverdik. Biz çocuktuk ama her işe yardım ederdik. Akşama kadar harman döven öküzleri otlatmaya götürürdük. Tüm köyün çocukları meralarda buluşurduk. Gece yarılarına kadar oyunlar oynar, güreş tutar, meyveler yerdik. Zaman zaman sıra türküleri söyler, öyküler anlatırdık.

Ne güzel günlerdi o günler.

Köyümüzde cenaze olduğu zaman hele ki ölen genç ise -ki iki tane oldu- bir yıl ne düğün olurdu, ne davul zurna çalınırdı ne de radyo açılırdı. Bu kişi asker olursa iki yıl matem tutulurdu. Yaşlı da olsa düğün yapan cenaze evinden müsaade isterdi.

Ne güzel düşünceli insanlarımız varmış.

Köyümüzün gençleri, kız erkek beraberce koyun kuzu otlatırdık. Kimse kimseye yan gözle bakmazdı. Herkes herkesin bacısı, kardeşiydi. Vakti gelenler, büyüklerin uygun gördükleri ile evlenirlerdi.

Ne güzel gençlerimiz varmış.

Birimizin koyunu ya da kuzusu kaybolsa köy seferber olur, o kayıp bulunurdu. Her hanenin bir işareti vardı, koyunların kulağında buna “en” derlerdi.

Ne güzel dayanışmamız varmış.

Hasta olanın, gurbette olanın tarlasını çayırını tüm köylü elbirliği ile biçer kaldırırdı. Hane halkına destek olunurdu.

Ne güzel törelerimiz varmış.

Askere giden, okula giden gençlere köylü davul zurna eşliğinde uğurlar veya karşılardı. Göz aydınlığı verilir, bazen kurbanlar kesilir, fakir fukara sevindirilirdi. Kışın otu samanı biten olursa ona ot saman yardımı yapılırdı, para geçmezdi bizde.

Benim ne güzel köyüm varmış.

Kalın sağlıcakla.