Çocukluğumda rahmetli ninem bana çok hikayeler anlatırdı. Bu hikayelerin birinde bir geyik hikayesi vardı. Şöyle; kışın dağlarda aç kalan bir geyik karnını doyurmak için köye iner. Bir samanlığın ufak penceresinden kafasını uzatır, içeride ot ya da herhangi bir yiyecek var mı diye. Samanlık boştur ama boynuzlarından dolayı kafasını soktuğu yerden bir türlü çıkaramaz. Geyik uğraşır durur, sabaha kadar cebelleşen geyik halsiz düşer, ayakları tutmaz ve boğularak ölür.

Hikaye daha devam ediyor ama bize buraya kadar olan kısmı lazım. Bizler aç kalmasak da o pencereden kafamızı bir sokup bir daha geri çıkaramıyoruz, neden?

Cep telefonundan, bilgisayar ekranından ne kadar çırpınsak, ne kadar cebelleşsek o pencereden kafamızı çıkaramıyoruz. Çok acı, çok kötü ama gerçek bu. Kafa gidiyor, nefesler kesiliyor, beyin uyuşuyor ama nafile kafamızı bir türlü o pencereden alamıyoruz.

Gençler sokaklarda hem mesajlaşıyor hem geziyorlar. Direğe çarpanı da oluyor, ona buna çarpanı da. Gözler kör, kulak sağır, beyin uyuşmuş, kişi işin farkında değil. Gençlik elden gidiyor, ilim, bilim yok oluyor, anane, örf bitiyor, bir nesil kayboluyor. Ne ana babaların derdi var ne de çocukların.

Ağlanacak haldeyiz, bir nesil yok oluyor, yanıyor kül oluyor ama dikkate alan yok. Benim içim yanıyor.

Kalın sağlıcakla.