Yazacağım o kadar çok güzel şeyler var ki ama ben hep eften püften şeyler yazıyorum. Dünya kardeşliği üstüne, tüm halkların özgürlüğü üstüne, dostluklar üstüne ama ben hep boş şeyler yazıyorum.
Dünyanın düzeni böyle bizi boş işlerle uğraştırmak için çabalıyor duruyor. Doktrinler, felsefeler falan hepsi bizi boş işlerle uğraştırmak için. Bizler de kapılmışız bir sele akıp gidiyoruz.
Dünya bütün insanlara yetecekken, herkesi içine alacakken, biz ne doyuyoruz ne de sığıyoruz. Bizler rüzgarlara destanlar, sulara hikayeler, kumlara şiirler yazıyoruz, kim görecek kim okuyacak? Ve ya kim ders alacak?
Dünya bu, kimi semiriyor sersem koyun gibi, kimilerinin kemikleri sayılıyor sağım keçi gibi. Allah'a baş kaldıranlar baş tacı ediliyor ve ya yalamalarda öyle ama bir gün gelir hesaplar önlerine konur, karışır kafalar, şaşırır beyinler, ahlar vahlar beş para etmez.
Dünya şaşırmış, binmiş bir şeytanın sırtına, yağız at gibi koşturuyor, otuz iki dişi ustura gibi dışarıda. Kiminin eli böğründe, gözü yaşlı ve mahzun, şaşırmış, adımını ileri mi geri mi atacağını bilmez halde.
Dağlarda yapraklar sararmış, solmuş. Derede sular kurumuş, gözlerde yaş, kalplerde hüzün, ah ah. Dünyanın kederini yüreğin de taşıyor. Gün gelir huzur dünyasında, bulutların üstünde kuş olur uçar, okyanusta kulaç atar bir baştan bir başa. Bilmem ben görür müyüm o günleri ama şuna eminim ki, dünyayı mahzunların gözyaşı yakar. Ey zalim, titre ve kendine gel. Ben hala ümidimi yitirmedim.
Kalın sağlıcakla.