İki büyük depremin aynı gün yaşandığı, yüreğimizi yakan büyük felaketin üzerin bir hafta geçti. Başlangıçta yıkımın büyüklüğünü ve kapsadığı alanı tam anlayamadık. Saatler sonra depremin etkisinin sadece merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde değil tüm bölgeyi kapladığı hatta sınırları aşarak Suriye ve Irak’ta da yıkıcı etkilere sebep olduğu gerçeği ile yüzleştik.
Bu aziz millet yediden yetmişe, varıyla yoğu ile deprem bölgesine koşarken garipsediğimiz birçok durumla da karşılaştık. Olumlu olumsuz birçok olgu ile yüzleştik.
Deprem vesilesi ile içindeki kini dışa vuran güruhlarla yüzleştik.
Öteki gördüğümüz herkesin bir vicdana sahip olduğu gerçeği ile yüzleştik.
Politik çıkar güden bazı kişilerin deprem üzerinden biat ettikleri güçlere mesaj vermeye çalıştıklarını gördük.
Deprem bölgesine yardıma koşan bazı kişi ve kurumları karalamayı marifet sayan, onlara hakaret edenleri gördük.
Burada isim vererek bu kişilerin reklamını yapmak istemiyorum. Ama bir sözüm var onlara. Böyle bir günde, millet acı ile imtihan olurken yara sarmaya çalışan bir belediye başkanına sadece muhalif bir partiden diye hakaret etmek belki size politik bir kapı aralayabilir ama milletin gönlünde yer alamazsınız. Gönül kapıları kapanır size.
Aynı şekilde AFAD yerine Haluk Levent’in kurucusu olduğu AHBAP derneğine bağı yapanlara küfürler içeren mesajlar paylaşanlara ise sözüm yok. Onlar bu toplumun vicdanını bölmeyi başaramaz. Benim asıl garibime giden ise o tirollerin paylaşımlarını referans kabul ederek yorum yapan bazı sanatçıların varlığıdır.
Vicdanlı olmak insan olmaktır. Vicdanlı olmanın; siyasi düşünce, etnik kimlik, inanç ve cinsiyet gibi kriterleri yoktur. Nitekim bu deprem her düşünce ve etnik kimliklerden farklı inanlardaki insanlar vicdanlarının sesini dinleyerek yardıma koştuklarını bir kez daha göstermiştir. Farklı sivil toplum kuruluşları aracılığı ile yardıma koşanları eleştirenler öncelikle bu tavırlarından utanmalıdır.
Yazıktır… günahtır… bu millete haksızlık ediyorsunuz. İbret alınacak bir afet yaşıyoruz. Gün ayrışma değil, el ele verme günüdür.
AFAD ve KIZILAY gibi kurumlar önemli hizmetler veriyor. AFAD bir taraftan yardım yaparken diğer taraftan Sivil toplum kuruluşlarının yardımlarını yönlendiriyor, organize etmeye çalışıyor.
Eksikler, hatalar ve gecikilen her dakika enkaz altında kurtulmayı bekleyenler için bir ömür gibidir. Enkaz altındaki yakınlarının kurtarılmasını bekleyenlerin serzenişlerini doğru anlamak lazımdır. Biz acıyla imtihan olurken onlar acıyı yüreklerinde yaşamakta.
Her felaketten sonra ders alamamak bizim en büyük hatamız. Felaketlere karşı yeterli bir eylem planının olmayışı önemli bir sorun olarak bu felakette karşımıza çıktı.
Deprem kuşağında kurulan şehirlerimizdeki çok katlı binalarda ısrar etmek de depremin felakete dönüşmesinin en büyük sebebidir. İnan sormadan edemiyor.
Bu bölgede 15 -20 katlı binaların ne işi var. Bu katlara kim hangi gerekçe ile ruhsat verdi. Mütahitleri suçlamak işin en kolayı ve sorumluluğu devretme telaşıdır. Elbette mütahitlerin sorumluluğu vardır. Yıkılan binalar incelenmeli kusurları varsa hesap vermelidirler. Aynı zamanda o binaların yapıldığı arazileri çok katlı imara açanlar, denetleyen ve ruhsat verenler de hesap vermelidir.
1999 depreminde çok fazla kayıp veren Sakarya bu acıdan bir nebze de olsa ders almış görünüyor. Kat sayısının düşürülmesi ve de depreme dayanıklı binaların yapılması konusunda bir bilinç oluşmuş. Umarım bu bilin sonsuza kadar devam eder, unutkanlık akla ve bilime galip gelmez.
Eksikler? Eksikler de var elbet. Sakarya’da 1967 depreminde ayakta kalan orta hasarlı ya da az haarlı binaların 1999 depreminde yerle bir olduğu görülmüştür. 1999 depreminde orta hasar veya az hasarlı 4-5 katlı yapıların onarılarak kullanıma devam etmesi bence büyük eksikliktir. Bu binaların kayıtları ilgililerde mutlaka vardır. Yeni bir felaket beklemeden nce bu binaların yenilenmesi için gereken yapılmalıdır.
Depremde kaybettiğimiz canlara rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.
Geçmiş olsun Türkiye….
HÜSEYİN ÖZDEN