Siyasetin son süreçlerine baktığımızda parti değiştirmek çok sıradan bir durum haline geldi. Öyle ki siyasetçiler ideolojisine tamamen aykırı bir görüşü temsil eden partiye geçtiklerinde bile artık kimse yadırgamıyor.
Sakarya’da da bu durum tabii ki yaşanıyor. Özellikle seçim sürecinde aday olabilmek için parti değiştirip seçilince partisine dönenler oluyor, bir taraftan da partisinden tamamen kopan siyasetçileri görüyoruz.
Bunlardan en çok dikkat çekeni de Ümit Dikbayır.
En çok dikkat çekeni diyorum çünkü her ne kadar parti değiştiren siyasetçiler durumuna alışsak da Dikbayır bu durumu bir tık daha ileri götürerek birden çok parti ile anılıp, birden çok partiye geçme girişiminde bulunarak dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.
Tabii ki isterdik ki Sakarya’ya faydalı olan çalışmalarla konuşulsaydı, zira seçmenin bir siyasetçiye oy verme sebebi bu ama ne yazık ki Dikbayır daha çok ‘Hangi partiye geçecek’ diye konuşuldu.
İYİ Parti’den ihraç edildikten sonra bir süre bağımsız olarak siyasi hayatına devam eden Dikbayır, Cumhuriyet Halk Partisi ile yola devam etme kararı aldı.
Mutlak butlan kararı ile Dikbayır bu kez CHP'den istifa etti.
Sonrasında AK Parti’ye katılacak diye gündeme gelmeye başladı. Bu süreçte birçok eleştiri aldı, birçok yorumda bulunuldu. Hatta rozet takacağı gün bile belliydi fakat beklenen olmadı ve AK Parti’de rozet takmadı.
Ardından Dikbayır’ın AK Parti’ye geçmesine Meral Akşener’in engel olduğu gündeme geldi.
Dikbayır bu süreçlerde sessizliğini korudu, ta ki dün sosyal medyasında yayınladığı açıklamaya kadar. Bana sorarsanız keşke sessizliğini bu şekilde bozmasaydı.
Dikbayır açıklamasında Cumhurbaşkanı'nın kendisi ile görüşmek istediğini ve görüşmeyi kabul ettiğini söylüyor, buna da siyasi terbiye nedeniyle kabul ettiğini ifade ediyor. Tabii ki Cumhurbaşkanı ile görüşebilirsiniz, bu gayet normal ama devamında söylediği:
“Sayın Cumhurbaşkanı görüşmede AK Parti’ye katılmam yönündeki düşüncesini ve davetini iletti. Ben de bu kararı tek başıma veremeyeceğimi; ailemle, ekibimle ve yol arkadaşlarımla istişare etmem gerektiğini belirttim.
Henüz kesin kararımı vermeden, katılım kesinleşti havası oluşturuldu. İşin en zor ve üzücü tarafı burada başladı. Çıkıp böyle bir şey yok diyemezdim çünkü böyle bir görüşme olmuştu.
Olmuş bir görüşmeyi olmamış gibi anlatmak bana yakışmazdı. Ama yalanlamayınca da vermediğim bir kararın sahibi gibi insanların karşısına çıktım.”
Dikbayır, açıklama yapmamasını siyasi nezaket diye adlandırıyor.
Peki, uzun süredir siyaset yapan bir siyasetçi bugün çıkıp anlattığı durumu, "Evet, bir görüşme yaptık, karar aşamasındayım" diye anlatamaz mıydı?
Pek de güzel anlatırdı.
Dikbayır, AK Parti’ye katılmayacaktım da demiyor; bunu es geçerek, aldığı eleştirileri yapılan haberlere, yorumlara bağlıyor.
Yine konuşmasında, "İnsanların benden bekledikleri siyasi bir duruş var" diyen Dikbayır aslında durumun farkında!
Siyasi duruş, başkalarının haberleri ya da yorumları ile kazanılan bir durum değil, tamamen siyasilerin aldıkları kararlar, yaptıkları icraatlarla alakalı bir durum.
Bakalım ilerleyen süreçte Sayın Dikbayır siyasi nezaketle mi ilerleyecek yoksa insanların beklediği şekilde siyasi bir duruşla mı yola devam edecek.