Halk ezgileri, ezgisel buluşların ve bazen insanüstü yaratışların harman olduğu eserlerdir. Türkülerimiz ise, hakikati olduğu gibi görüp söylemekten asla çekinmeyen ermiş ve cesur kimselerin söylemleridir.
Türk insanının düşünen, soran; seven, küsen; gülen, ağlayan kalbinin içini görürüz türkülerde. Onlar bizim romanımızdır, bizi anlatır asırlardır bizlere.
Türküler bir kültürün en insancıl, en öznel olan parçasıdır. Türkü zevkinden yoksun kalmak, ruh yönünden çok şeyden yoksun olmak demektir. Eğitim görmüş meslek sahibi olmuş, itibarlı bir mevkide görev yapmakta olan birinin, soylu bir türkü zevkine sahip olmaması, eşsiz bir ruh zenginliğinden nasibini almamış olması demektir.
Türkülerin, ama gerçek anlamda soylu türkülerin kendisi, başlı başına bir öğretmendir. İnsanı eğitir, geliştirir, insanı daha erdemli kılar, daha akılcı davranmaya yönlendirir. Türkü sevgisi çok küçük yaşlarda başlatılmalıdır. Türküleri seven bir çocuk, başta canlıyı sever; insanları, toplumu sever; eşsiz bir ruh kudreti ve zenginliği kazanır.
Türküler onlara vatan sevgisi, vatanını tanıma ve tanıtma arzusu aşılar, onların vatana hizmet duygularını geliştirir. İnsan ruhu güzelliklerle yücelir. Kendi milli geleneklerimizden edindiğimiz derin bilgi ve birikimi özümseyerek yaratmış olduğumuz türküler, insan varlığının bir ihtiyacı olan sanatın en kolay, en yaygın, dolayısıyla en etkili dallarından olan müzik ve edebiyatın ortak ürünüdür. Seçerek dinlediğimiz türkülerin ahlak eğitimini de etkilediğini görürüz.
Türküler Anadolu’nun dilidir kulağıdır, gözüdür. İnsanımızın konuşamayan dilidir. Kiminin ağıdı kiminin aşkı, kiminin neşesidir keyfidir, kiminin isyanıdır. Türküler genelde halk hikâyelerinde oluşmuştur. Türkülerin dilden dile dolaşmasında yani anonimleşmesinde; göçler, askeri sevkiyatlar (burası muştur yolu yokuştur giden gelmiyor acep ne iştir). Gezgin halk âşıklarının karşılaştıklarında belirli bir konu üzerine karşılıklı söylediklerinde âşık atışmasıdır. Özel günlerde okunan manilerde törensel nitelikli türkülerdir.(gelinin kına türküsü. ) Bir ananın askere giden oğlunun dönmeyişi, ya da kavuşamama hasret özlemiyle yanan bir eş veya sevgili üzerine söylenen türkülerde Anadolu’nun ağıt yakma kültürüyle türkülere dönüşmüştür. Türküler isyandır, feryattır sesimizi duyurmaktır. Anadolu insanının dilek ve isteklerini devlet mercilerine duyurma şeklidir. Pir sultan Abdalın dediği gibi (nesini söyleyim canım efendim. )toplumda cesaretli kişilerin insanların çektiği zulmü acıyı duyurmasıdır. Kendilerini buradan saygı ve rahmetle anmadan geçmek istemiyorum.
Aşık Mahsuni Şerif’in, Pir Sultan Abdal için söylediği türküyü hatırlayalım.
Dağlar ağlar ağlar Pir Sultan deyup Dün gece seyrimde coştuydu dağlar Dağlar ağlar ağlar Pir Sultan deyü Gündüz hayalimde gece düşümde Düşler ağlar ağlar Pir Sultan deyü Kemendimi attım dara dolaştı Kafirlerin eli kana bulaştı Koyun geldi kuzularım meleşti Koçlar ağlar ağlar Pir Sultan deyü Uzundu usuldü dedemin doyu Yıldız'dır yaylası Banaz'da köyü Yaz bahar ayında bulanır suyu Çaylar ağlar ağlar Pir Sultan deyü Pir Sultan kızıydık biz de Banaz'da Göz yaşlarım durmaz baharda yazda Astılar dedemi kanlı (zalim) Sivas'ta Dostlar ağlar ağlar Pir Sultan deyü