Ülkemizde ilk toplu film gösterimi 1896 – 1897 yılları arasında Sigmund Weinberg tarafından İstanbul’da gerçekleştirilmiştir. İlk toplu gösterim ise Lumière Kardeşler yapımı “Bir Trenin La Ciotat Garı’na Gelişi” filmi olmuştur. Bu tarihten 14 Kasım 1914 yılına kadar özellikle Lumière Kardeşler’in yaptığı filmler başta olmak üzere yabancı yapım filmler gösterilmiştir.
Ülkemizde çekilen ilk film ise Ayestefano Anıtı’nın yıkılışı ile ilgili Fuat UZKINAY’ın çekmiş olduğu belgesel filmidir. Bu filmle beraber Fuat UZKINAY, “İlk Türk Sinemacı, çekmiş olduğu”, Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı filmi ise “İlk Türk Filmi” unvanlarını almıştır.
Türk sineması, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra film üretimini arttırmıştır. 1945 yılından sonra önemli gişe gelirleri getiren Mısır filmleri, Amerikan macera ve güldürü filmleri ve Türk sinemasının kendi köklerinden beslenen edebiyat uyarlamaları ve tarihsel filmler belirli bir sinema anlayışını beraberinde getirmiş ve sonraki yıllarda çekilen filmler ise bu ana temalar üzerinde durularak çekilmiştir.
1950’li yıllardan itibaren artan film üretimi Türk sinemasının daha fazla istihdam sağlanabileceğinin ve daha fazla üretim yapılabileceğinin sinyallerini vermiştir ve bu sinyaller Türk sinemasının “altın çağı” olarak nitelendirebileceğimiz 1960-1975 yıllarının temellerini atmıştır.
Türk sinemasının üretim verimliliğinin en üst noktaya çıktığı yıllar olan 1960’lı yıllar, aynı zamanda da düzeyli ve kaliteli Türk filmlerinin birbiri ardına vizyona girdiği, ulusal bir kimliğe büründüğü yıllardır. Türk Sineması 1963’ten itibaren renkli film üretmeye başlamıştır. 1967’den itibaren hızla artan renkli filmler, piyasaya hakim olmuştur. Türkiye’de 1960’lı yılların bir diğer özelliği de Türk sinemasının Amerikan sinemasının önünde olmasıdır. 1960’lı yıllarda sinema giderek daha kârlı bir sektör haline gelince, yeni yapımcıların ve yapımevlerinin ortaya çıkması da kaçınılmaz olmuştur. 1966 yılında Türk sineması 241 filmle, dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4. sırada yer almıştır. Yapım, üretim ve dağıtım gücü hesaba katıldığında 1960’lı yıllar, Türk sineması için altın bir çağ olarak kabul edilmektedir. Pek çoğumuz Yeşilçam’ı biliriz. Yeşilçam tarihsel olarak 1914 yılında başlamış olsa bile çoğu araştırmacı Yeşilçam’ı Türk sinemasının altın çağı olarak gördüğümüz 1960-1975 yılları arasında saymaktadır.
Türk Sineması, 90’lı yılları krizle karşılamıştır. Bu süreçte yılda 10 filmden az film çıkmış ve sinema salonları bir bir kapanmaya , özel televizyon kanalları ise birer birer açılmaya başlamıştır. 1995’ten sonra sırasıyla Video – VCD – DVD formatları yaygınlaşarak alternatif izleme alanları ortaya çıkmıştır. 1990’lı yıllarda genç bir yönetmen kuşağı belirmiş, önceleri kısa filmlerle ve senaryolarla hayatını geçindiren bu kuşak, Türk sinemasına yeni bir soluk getirmiştir. İzleyici profili değişmiş, sinemacıların anlatımlarında belirgin değişiklikler gözlemlenmeye başlamıştır.
Türk Sinemasındaki Bazı İlkler:
– İlk sinema gösterimi Yıldız Sarayı’nda yapıldı. (1896) – Sürekli film gösterilen ilk salon Beyoğlu’nda Sigmund Weinberg tarafından “Cinema Pathe” adıyla açıldı (1908). – Afişi basılarak yurt dışına satılan ilk Türk filmi “Binnaz” oldu (1919). – İlk konulu Türk filmleri Sedat Simavi tarafından çekilen “Pençe” ve “Casus” (1917). – İlk özel yapım şirketleri Kemal Film (1922) ve İpek Film (1928). – İlk sesli Türk filmi “İstanbul Sokaklarında” Muhsin Ertuğrul tarafından çekildi (1928). – İlk film festivali “Yerli Film Yapanlar Cemiyeti” tarafından düzenlendi. ‘Unutulan Sır’ adlı film en iyi film seçildi (1948). – İlk renkli Türk filmi “Halıcı Kız” Muhsin Ertuğrul tarafından çekildi (1953). – İlk uluslararası ödülü Metin Erksan’ın yönettiği “Susuz Yaz” aldı. Film, Berlin Film Şenliği’nde ‘Altın Ayı’ büyük ödülünü aldı (1964).