Hepinizin bildiği gibi Rusya Ukrayna’ya savaş açtı. Hepimizi savaşın ne kadar kötü ve kanlı olduğunu biliyoruz pek tabi. Savaşta sadece yoksullar, kadınlar ve çocuklar ölür zenginler ise savaşı yönetir. Koltuk hep aynı kalır ama yönetenler değişir. Senaryo hep aynıdır aslında sadece senaryonun başrol oyuncuları değişir.

Yarın sabah yapılacak ilk saldırıda ölecek ilk askerin kendi oğlu olduğunu bilerek kaç siyasetçi, kaç general savaş kararı verecek, "hadi çocukları cepheye gönderelim" diye bağıracaktı. Bir de Suriye, Filistin yanarken neredeydiniz diyenler var. “Oh olsun” diyenleri bile duydum. Ya da Suriyeliler gitsin Ukraynalılar gelsin diyerek savaştan kaçanları. Savaş ganimeti olarak görenler var. Bu nasıl bir zihniyet, nasıl bir insanlıktır ben anlamıyorum. Aslında anlamak da istemiyorum.

Suriye’de ölen çocuk ya da masum insan ne ise, Ukrayna’da ölen çocuk, kadın ve masum benim için odur. Bir Kürt çocuğunu bir Türk çocuğundan, bir Yahudi çocuğunu bir Arap çocuğundan, bir Amerikalı çocuğu bir Iraklı çocuktan ayırt etmem. Hiçbir çocuğun ölümü sevindirmez beni. Onların hepsi çocuk, vurulup yıkıldıklarında, sönmekte olan gözleriyle son kez hayata bakıp başları toprağa düştüğünde, onlar sadece ölü çocuk oluyorlar.

Her ölü çocuğunda ardından feryat eden bir annesi oluyor. Savaş aslında topla tüfekle bir birini vurmaktan ibaret değil. Savaşın görülmeyen ve görülmek istenmeyen yüz çevrilen, yalnız bırakılan şeyleri var.

Bir gün, kendi çocuğunuzu kurtarmak için vazgeçmeye razı olacağınız her şeyden başkalarının çocuklarını kurtarmak için de vazgeçecek misiniz? Bunu düşündüğünüz zaman, işte o zaman savaş olmaz. Çocuklar ölmez.

Eğer çocuklar ölüyorsa bizde varız demeliyiz. Bahanelerin arkasına sığınmamalıyız. Artık mecburen “karışmak” zorundayız; çünkü savaş, saldırı, işgal söz konusu ise, bir tavrımız olmalı. Bu arada savaşlar hiçbir zaman masum değildir, sadece ölenler masumdur. Barışı sağlamak bu kadar mı zor, neyin egosu, neyi paylaşamamak eninde sonunda hepimiz bir gün toprağa karışmayacak mıyız?