Mudurnu Deresinin sanayi tesisleri tarafından acımasızca kirletilmesi ve vatandaşların bu konudaki feryatlarını ortaya koymak için beş tane köşe yazısı yazdım. (Oy dere kızıl dere… Gözlerinize MİL mi çekildi? Sizce de garip değil mi?  Tükeniyorsunuz! Güçlü hep haklı!) Yazılarımda Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü’nün görevini yapmadığını özellikle de İl Müdürünün yedi yıldır aynı makamda olmasına rağmen elle tutulur hiçbir hizmetinin olmadığına vurgu yaptım. O makamda bulunmasının liyakatten değil siyasetten gelen güçten kaynaklandığını anlatmaya çalıştım. Bundan ötürü de ilimizdeki siyasetçilerin bu konuda sus pus olduklarını dile getirdim. Oysa bizim siyasetçilerimiz Ankara’dan istediklerini almak noktasında oldukça başarılılar.

Yakın dönemden birkaç örnek sayalım: Bir gecede Büyükşehir Belediye Başkan adayını değiştirmek, bir yılın sonunda Vali’yi değiştirmek, hükümlüyü gününden önce salmayan başsavcının daha küçük bir ile gönderilmesi, İlçe Emniyet Müdürlerinin yerlerini değiştirmek, İl Sağlık Müdürü ve Başhekimin görevlerinden el çektirilmesi. İlçe Başkanı ile kanka olabilme becerisini gösteremediği için kaymakamın tenzili rütbe ile gönderilmesi. Sapanca’daki kaçak ve ruhsatsız bungalov ve otellerin yıkılmasının önüne geçmek. Dikmen Yaylasındaki kaçak yapıları yıkmaya yeltenen Orman Bölge Müdürü’nün doğranması, SGK Müdürünü gönderip aynı gün geri getirmek gibi muhteşem hizmetleri(!) olan siyasetçilerimiz konu Çevre Şehircilik İl Müdürü ve dereyi katleden büyük firmalar olunca adeta toz oldular.

Yazılarımdan dolayı tebrik ve teşekkür edenler olduğu kadar rahatsızlığını dile getirenler de oldu. Özellikle ‘Tükeniyorsunuz’ başlıklı yazım Ak Partili kardeşlerimizi çok incitmiş. Beni arayanlara yazımda yanlış, yalan veya iftira var mı diye sordum. Yok dediler. Sadece bu kadar sert yazmasan gibi şeyler söyleyenler oldu.

Bugün iktidarsınız ve kendinizi ölümsüzlük iksiri içmiş gibi hissediyorsunuz. Çok rahat hatta pervasızsınız. Kamu görevlisinin liyakatli ve becerikli  olanını, hak ve helali bilenini değil size harfiyen itaat   ve tam biat edenini istiyorsunuz. İşini kanunlara göre yapmak yerine sizlere şirinlik yapmak için oyun hamuru gibi şekilden şekle giren idarecileri tutuyorsunuz. Fındık bahçenizi, kereste fabrikanızı, tavuk kümesinizi, ekmek fırınınızı, kum ocağınızı, muhasebe büronuzu emanet etmeyeceğiniz kişilere devlet kurumlarının emanet edilmesine ses çıkaramıyorsunuz. Peki yarın iktidar el değiştirirse ve yeni iktidar sahipleri de tercihlerini biatçı idarecilerden yana kullanırlarsa ne olacak? Çocuklarınızın, torunlarınızın ve akrabalarınızın yaşayacağı Sakarya’yı hayal edebiliyor musunuz? Sizler bunu bir kez daha düşünedurun ben sevgili müdürümüze birkaç soru soracağım.

Demiştim ya yazılarımdan sonra çok arayan oldu diye. Müdürlük içerisinden de işletmelerden de telefonlar alıyorum. Müdürlükteki herkes tedirgin ve yaşanan olaylardan etkilenmiş durumdalar.  İşini hakkıyla yapmak istediği halde önü kesilip üç maymunu oynamaya mecbur edilmiş bir sürü müdürlük çalışanı var. Hatta gelen müfettişlerin bu durumu ilk anda fark ettikleri, raporlarında da yansıtacakları konuşuluyor. (Ben ihtimal vermiyorum)

Müge Anlı ablamızın programında bir teyze evden kaçan kızına feryat edercesine “Nerden aldın bu akılı sen nerdeeen!... nerdeen” diye sormuştu. Şimdi ben de soruyorum: Nerden aldın bu aklı? Yıllardır hiçbir çevre kirliliğini görmüyordun ne oldu da birdenbire her yere hücum etmeye başladın? Bu kadar becerikli, istekli ve duyarlıydın madem Mudurnu Deresi niye öldü? Sapanca gölü niye öldü?  Sapanca gölünü besleyen dereler niye öldü? Sapanca Gölü kenarındaki bir otelin sahibi seninle ilgili yazılardan niye rahatsız oluyor? Müteahhitlerin yere göğe sığdıramadığı Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürü olmanın anlamı nedir? Sakarya Nehrini oyum oyum oyan kumcuların sana olan hayranlıkları nerden geliyor? Sapanca’daki bungalovların atık sularının nerelere aktığına dair bir fikrin var mı? Bakanlık müfettişine yeteri kadar personelinizin olmadığını yakınmamış mıydınız? Ne oldu da birden her yere yetişir oldunuz?

SEKAY (Sakarya Entegre Katı Atık Yönetimi) tesislerine işlem yaptınız. Büyükşehir Belediyesi’nin kendi üzerine düşen taahhüdünü yerine getirmemiş olmasından dolayı SEKAY’ın milyar dolarlık tesisi tam kapasiteyle devreye alamadığını bilmiyor olamazsın. 25-30 yıllık piliç fabrikalarının yanı başına villa kondurup sonra da fabrikalardan koku geliyor diye ağlayan müteahhitlere yapı ruhsatı verilirken haberiniz olmamış olamaz. Aklınız sıra şehrin sanayisini kilitleyerek ilin Valisini cendereye almaya çalışıyorsunuz. Olur da Vali yazılı bir talimat verir mi acaba diye manevralar yapıyorsunuz. Kasaba siyasetçisi aklı devlet aklına karşı oyun kurma peşinde. Benim bildiğim devlet aklı kasaba siyasetçisi aklını döver. Devlet aklı, acımasızca dereye zehir salan firmaları bir bir köşeye sıkıştırır, bülbül gibi öttürür. İstanbul’da birisi vardı.  “Hadi beni silkele sıkıysa gel silkele” diye devlete posta koyuyordu. Devlet silkeledi. Devlet aklı, parayı vereni de öttürdü alanı da öttürdü. Emanetçiyi de öttürdü nakliyesini yapanı da öttürdü. Görmezden geleni de öttürdü göz yumanı da öttürdü. Kuyumcusunu da öttürdü dövizcisini de öttürdü. Otel müdürlerini de öttürdü, resepsiyoncularını da öttürdü. Kamerayı bantlayanı da öttürdü, kameranın yönünü çevireni de öttürdü. Devlet aklı isterse kameraları da öttürür. Muhasebe kayıtlarını da ötürür. Hediye faturaları ortalara saçılır, bağış dekontları fışkırır klasörlerden.

Yılların gazetecisi olarak bir de tahmin yürüteyim. Müfettişler geldiler, manzarayı gördüler. Rezalet diz boyunu geçmiş artık gırtlakta. Gördüklerini, tespit ettiklerini aynen rapora geçirseler Bakan bey Genel Müdürleri ve Daire Başkanlarını haşlayacak. “Bütün bunlar olurken siz ne yapıyordunuz” diye soracak. Belki Cumhurbaşkanı da Bakanı haşlayacak. Nasıl olsa ilin siyasetçileri de konunun hiçbir yerinde değiller. Mudurnu deresi de Akyazılı çiftçiler de umurlarında değil. Yumuşak geçişle dosyayı kapatacaklar. (Yanılmak için can atıyorum.)

Bir müdür düşününki çeşitli ortamlarda, bağlı olduğu bakana gıyabında ismiyle hitap ediyor, yakın arkadaş hatta kanka olduğu anlamında şeyler söyleyerek hem kendini çok güçlü biri olarak lanse edip hem de sürekli el yükseltiyor.  Mutluluğun formülü ise, ziyaret et rahat et.

Bakanlık Müfettişleri buradaki rezaleti nasıl raporlarlar bilmiyorum ama Akyazılıların bu işin peşini bırakmayacaklarını, somut sonuçlar görmezlerse eylemlerini Ankara’ya Bakanlık önüne taşıyacaklarını biliyorum.