Çocukken ne severdim Rapunzel masalını, bir de çizgi filmi çıkardı televizyonda hayranlıkla izlerdim. Hayal ederdim saçlarımı uzatıp beyaz atlı pensin beni gelip kurtardığını.

Benim ne sarı uzun saçlarım vardı, ne de kuleye hapsedilmiştim. Olsun benim saçlarımda siyahtı, kulede değil ama evimizin üst katından saçlarımı uzatabilirdim. Büyüdükçe anladım ki ne benim saçlarım sarı uzun olacaktı nede beyaz atlı prens gelip beni kurtaracaktı.

Biraz büyüdükçe anladım ki prensin kendine hayrı olsa kurtarmak için benim saçıma mı ihtiyacı var. Biraz daha büyüdükçe anladım ki benim kurtulmak için prense ihtiyacım yok. Beni kurtaracak olan sadece kendimim. Ama neden bize illa bunu empoze ediyorlar. Neden illa biz kadın olarak birilerine ihtiyacımız var, biz kendimizi neden kurtaramıyoruz, neden bir erkeğin gelip bizi kurtarmasını bekliyoruz. Biz kadınız kendimiz ve bütün insanlığı kurtarma gücü var. Sadece gücümüzün farkına varmamız gerekli.

Maalesef Hem dünyada hem de ülkemizde çoğu kadın çocukluktan itibaren ‘beyaz atlı prens’ini beklemeye şartlandırılıyor. Kadınların zayıflığı pek çok klasik masalla bilinçaltımıza yerleşiyor. Bu bilinçaltı büyüdükçe gerçeğe dönüşüyor. Peki neden?

Kadınların çoğu zaman farkında olmadan içselleştirmek zorunda bırakıldıkları eziklik ve yetersizlik duygusuna, bastırılmış cinsel güdülerine istemesek te iniyor.

Masallar! İnsanlığın ortak bilinçaltının aynaları olduğunu düşündüğü masallar aracılığıyla kadın zihninin derinliklerine iniyor.

Klasik masalların neredeyse hepsinde bir prenses evlilik çağına gelinceye kadar hanım hanımcık bir şekilde oturuyor. Bir beyaz atlı prensin gelip onu kurtarmasını ve telli duvaklı bir şekilde evlenmeyi bekliyor. Zor duruma düştüğünde; örneğin yırtık pırtık elbiselerle sokakta kaldığında, en sevdiği meyveden zehirlendiğinde ya da kuleye kapatıldığında bir prens tarafından kurtarılıyor. Evlilik romantize ediliyor, büyülü bir kurtuluş umudu olarak sunuluyor. Ulaşılmaya çalışılan nihai mutlu son hep evlilik. Kadınlar evlenene kadar Uyuyan Güzel ya da Rapunzel’in hayatını sürüyor.

Ama gerçek hayatta durum böyle değil. durumun böyle olmadığını anlayan kadın hayal kırıklığına uğruyor.