Hoşgörü; sağlıklı ve erdemli bir insan davranışıdır. Hoşgörü; tahammül etme, katlanma, başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma, farklılıklara saygı duyma, çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla ve anlayışla katlanabilme demektir.
Gün geçmiyor ki yeni bir felaket haberi okumayalım! Birbirini dinlemeyen, anlamayan insanların işlediği cinayetler, özgürce kendini ifade edemeyen kadınların kurban oluşu, cinayetler. çoğu hoşgörüsüzlük, saygısızlık, birbirimizi dinlememekten geçiyor.
Bizler bakış açılarımızı değiştirmedikçe, başka başka yönlerde olsak da birbirimize saygı duyup, orta noktalar buluşmaya çalışmadıkça, bu sizden, o bizden diye ayrımcılık yaptıkça bu durum hepimiz için daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Giderek küreselleşen dünyamız için de çıkmaz haline geliyor. Kızılderililerin bu konuyla ilgili çok güzel bir sözü var; “Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz”.
Hâlbuki hiç de zor değil uyum içinde ve sevgiyle yaşanabilir bir dünya kurmak. Sadece biraz daha hoşgörü ve biraz daha saygı… Yeryüzünde akıl ihsan edilmiş en güçlü canlılar biziz. Ve biz ne olursak olalım yaratıcının ve adaletin önünde, insan hakları evrensel bildirgesinin ilk maddesinde söylendiği gibi her birimiz hür ve eşitiz.
Unutmayın bütün dünya bir sahnedir, bütün insanlar sadece birer oyuncu, girerler ve çıkarlar... Bu oyunda gerçekleri savunup fark yaratmak ve hoşgörülü olmak gerekir. Sonuçta asıl mesele oyuna nasıl başlandığı değil, nasıl bitirildiğidir... Mevlana: “Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi kör ettim. Sen de onlara benim gibi iyi gözle bak.” diyor ve ekliyor: “Bakın! Toplumsal bunalımların, kavga ve dövüş ortamının tek ve en güçlü doğuş sebebi sevgi eksikliğidir. Bunun en doğru tedavi yolu ise sevgiyi aramak, yaşamak, uygulamaktır. Hoşgörülü olursanız seversiniz. Sevilirsiniz. Karar verirseniz ve de bu yolda çalışırsanız her şeye ulaşırsınız!”