“Oy dere kızıl dere” başlıklı yazım ardından da "Haftalık Gazete’de” gündemimiz Mudurnu Çayı olunca haliyle arayıp soranlarımızda oluyor. Destek verenler olduğu gibi atıp tutması kolay ülkede işlerin nasıl ilerlediğini bilmiyormuşsun gibi konuşuyorsun diyenlerde oldu. Yazıp-çizdiklerimizin okunması veya söylediklerimizin birileri tarafından duyulması olumlu veya olumsuz geri dönüşlerin olması bizleri mutlu ediyor.
Mudurnu Çayı ile ilgili yaşadığım bir olayı ve bölge halkından gelen geri bildirimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bugün öğlene doğru telefonum çaldı. Bilmediğim bir numara. Sen Güven Hasbaş mısın diye sordu. Dünkü yazımdan rahatsız olanlardan birisidir düşüncesiyle evet benim kardeşim diye sert bir şekilde cevapladım. Telefonun ucundaki sesin sahibinin tedirgin olduğunu fark edince ses tonumu yeniden ayarlayıp buyur kardeşim benim dedim. Arayan vatandaş Mudurnu çayındaki bütün balıkların öldüğünü, derede artık su değil zehir aktığını anlatmaya çalışıyordu. Telefonda konuşmak yerine Haberlisin’e gelmesini söyledim. Belli ki korkuyordu. Gelemeyeceğini söyledi.
Dışarıda buluşmayı teklif ettim. Arkadaki seslerden yanında başkalarının da olduğu anlaşılıyordu. Kendi aralarında kısa bir istişareden sonra konum atsak gelir misin dedi. Gelirim dedim. Yanıma çocuklardan birini alıp çıktım. Buluştuk. Ellerinde bir dosya vardı. Dosya dediğim derede çektikleri fotoğrafların siyah beyaz çıktıları ve video kayıtları. Bir saat kadar onlar anlattılar ben dinledim. Ben sordum onlar anlattılar.
Mudurnu deresine orada bulunan iki tekstil fabrikasından sürekli olarak kirli atık bırakılıyor.
Defalarca ihbar etmişler. İhbarlar üzerine Tarım Orman Müdürlüğünden gidenler olmuş. Çevre İl Müdürlüğünden gidenler olmuş. Jandarmadan gidenler olmuş. Sonuç ne mi olmuş? Hiç!
Derede tek bir balık kalmamış. Dere kâh simsiyah zift akıyor. Kâh kiremit renginde akıyor.
İhbarlarınızdan sonra yetkililer hiç numune almadılar mı diye sordum. “Aldıklarını duyduk. Ama nerden aldıklarını görmedik. Bize hep numuneler alındı laboratuvara gönderildi. Sonuçlar temiz çıktı dediler.”
Bizim sohbet devam ederken içlerinden biri kalkıp arabadan iki dolu pet şişe getirdi. Biri çilek suyuna benziyor diğeri karadut suyuna. Fabrikaların atık su bıraktıkları yerlerden doldurmuşlar.
Bir de ilginç bir şey söylediler. Balık ölümlerinden sonra vatandaşlar o bölgede fazla dolaşmaya başlayınca tekstil fabrikasının birisi açık olan deşarj bölgesini kafes telleriyle çevirip kapısına asma kilit vurmuş. Zehir akan tahliye kanalının çalınmasından korkmuş olmalılar diyerek gülüştük.
Vatandaşlar suya zehir salındığını ispat etmek için dere kenarına kamp kurmuşlar. Nöbetleşerek takip yapmışlar. Fabrikalar vatandaşların orada drone uçurduklarını, fotoğraflar çektiklerini bildikleri halde zehirli atık bırakmaya devam ediyorlarmış. Özellikle de hafta sonuna doğru yapıyorlarmış bu işi. Perşembeyi cumaya bağlayan gece zehiri boşaltıyorlar. İhbar edilirse ilgili kurumun gidip numune alması cuma akşamı buluyor. Numune ancak pazartesi ya da salı günü laboratuvara gönderiliyor.
Çünkü hafta sonları laboratuvarlar çalışmıyor. Bekleyen numune özelliğini yitirdiğinden fabrikaların istediği şekilde sonuç çıkıyor.
Vatandaşlardan alacağımı alıp ayrıldım. Beni bölgeye çaya davet eden arkadaşlar ve kamu adına bazı sorularım olacak. Koltuğundan kalkmayan kurumların yetkilileri sizlerden cevap bekliyorum.
Bu iki tekstil firmasının Mudurnu Çayına kirli (zehirli) atık bıraktığına dair size hiç ihbar ya da bilgi geldi mi?
Geldiyse ne yaptınız? Hiç dereden numune aldınız mı?
Numune aldıysanız hangi laboratuvarda tahlil ettirdiniz?
Laboratuvar sonuçları temiz çıktıysa balıklar neden öldüler?
Laboratuvar sonuçları kirli çıktıysa ilgili fabrikalara hangi yaptırımları uyguladınız?
Derede ölü balık gördünüz mü?
Balıklar eceliyle ölür mü? Ecelleriyle öldülerse, ecel hepsini iki tekstil fabrikasının atık bıraktığı yerin hemen ilerisinde nasıl yakaladı?
Vatandaşın görebildiğini sizler gör(e)memek için çok çabaladınız mı?
Vatandaş ekmeğini, suyunu, hayvanını, deresini korumak için gece gündüz dere kenarında kamp kurup suç delili ararken, ceplerinden para verip drone satın alırken siz ekmeğinizi hak etmek için ne yaptınız?
Yoksa aslında bütün bu manzara sizin ekmeğinizi(!) hak etmek için ortaya koyduğunuz çabaların bir sonucu mu?
Kot pantolonlarınızın markası ne?
İlgili Bakanlıklar kapsamlı çalışma yapmak üzere harekete geçecekler mi?
Söz konusu iki tekstil firmasının arıtma kapasiteleri üretimlerini karşılayacak düzeyde midir?
Arıtma tesisleri yürürlükteki kanun ve yönetmeliklere uygun mudur?
Bu çaptaki tekstil firmalarının yürürlükteki kanun ve yönetmeliklere uygun, üretim kapasiteleri ile doğru orantılı tam bir arıtma yapmaları durumunda aylık arıtma maliyeti yaklaşık ne kadar olmalıdır?
Şayet tam bir arıtma yapıyorlarsa muhasebe kayıtlarında arıtma giderleri yer almış mıdır?
Savcılıklarımız ve kolluk kuvvetlerimiz bu konularda ne yapacak?
Muhataplarından gelecek cevapları noktasına virgülüne dokunmadan yayınlayacağımın sözünü vererek yazımı sonlandırıyorum.