Üniversiten mezun olduğumuz o günü hepimiz heyecanla hatırlarız değil mi ? Peki ya o gün yaşadığımız kaygı? Artık her şeyin gerçekle yüzleştiği anlar... Diplomayı elimize aldığımızda bir gurur, bir umut taşırız içimizde. Ama hemen ardından sessizce çöken bir belirsizlik: “Şimdi ne olacak?” Yıllardır süren o sistemli koşu bir anda sona ermiş, sabah dersine yetişmeye çalıştığımız, vize-final telaşıyla geçen o rutin günler geride kalmıştır. Önümüzde ise adı büyük ama içi boş bir kavram: ‘’Gelecek ‘’. Ne tam anlamıyla hazırız ona, ne de tam olarak ne beklememiz gerektiğini biliyoruz. Mezuniyet fotoğraflarının arasına karışan o iç sıkıntısı, aslında o gün içimize düşen ilk “gerçekle yüzleşme” gölgesidir.

Ailelerimizin büyük büyük beklentilerinin arkasına gizlenmiş iş piyasasındaki karşılığı olmayan diplomalarda karşılaştığımız gerçeğin diğer yüzleşme halidir aslında… Yıllarca oku, çalış diyerek bizlere yüklenen umutlar, mezuniyet sonrası işsizliğe dönüşmüştür. Asıl okuduklarının aksine bambaşka alanlarda asgari ücretle çalışma gerçeği ile baş başa kalış da başka bir gerçeğidir hayallerin. Bu gibi durumlar hem toplumsal üretkenliği kısırlaştırır hem de bireysel özgüvene ağır bir darbe indirir. Oysa bir ülkenin en büyük gücü üretken, umut dolu, yaratıcı gençlerdir.

İşsizlik, beraberinde başka bir sorunu daha getiriyor: Son zamanlarda ülkemizde gençlerin sıkça sorduğu en büyük sorulardan biri haline gelen “Türkiye’de kalmalı mıyım?” ikilemi, her geçen gün daha fazla gencin ruh hâlini etkiliyor. Eskisi gibi gençlerimiz ülkelerine aidiyet hissetmiyor. Göç hayalleri, yurt dışı arayışları ve başka bir ülkenin vatandaşı olma arzusu daha ağır basıyor. Maalesef kendi ülkesine yabancılaşan bir kuşak yetişiyor.

Peki, tüm bu karamsarlığa rağmen hâlâ çaba harcayan, bir şeyler üretmeye çalışan gençlerin azmine bakacak olursak, hâlâ bizim umudumuz var. Bu kadar güvensizliğe rağmen sessizce direnen bir kuşak daha var. Onlar belki sosyal medyada çok görünmüyor, belki her gün yeni bir başarı hikâyesi yazmıyorlar ama pes etmiyorlar da. Her biri başka başka alanlarda, büyük bir belirsizliğin içinde kendi yolunu çizmenin yollarını arıyor. Kimi atölyesinde üretmeye devam ediyor, kimi düşünmeye, sorgulamaya, kimi de öğrenmeye devam ediyor. Sessiz ama sağlam adımlarla, azimle çalışıyorlar. Çünkü bir ülkeyi asıl değiştirenler, en zor zamanlarda bile inatla vazgeçmeyenlerdir.

Çünkü biz biliyoruz ki, umudu yaşatmak demek, gençliği yaşatmak demektir. Gençliğin nefes aldığı yerde, yarınların da sesi duyulur. Her şeye rağmen düş kurmaya devam eden, hayal etmekten vazgeçmeyen, yılmadan üreten gençler varsa, bu ülkenin geleceği hâlâ yazılmaya değerdir. Bu yüzden yalnızca iş vermekle değil; güven vermekle, alan açmakla, dinlemekle başlamalı her şey. Gençleri anlamak, onların yanında durmak, bu karanlık tünelde birlikte yürümek gerek. Belki o zaman, gençlerin de bu topraklara yeniden kök salmaya inancı olur. Ve belki biz, umudu büyütürken, aslında birbirimizi yaşatırız.

Umutla yeşereceğimiz günlerde sağlıcakla kalın.