Doğa; kendini sürekli olarak yenileyen ve değiştiren canlı ve cansız maddelerden oluşan varlıkların hepsini kapsar.  

Maalesef doğayı el birliği ile katlediyoruz. Yangınlar, betonlaşma bize artık nefes aldıracak yer bırakmayacak. Biz doğayı katlettikçe doğa da bizden intikamını alacak.

Doğa insan yaşamını etkileyen en önemli unsurlardan biridir. Her insan içinde yaşadığının şartlarına göre hayatını düzenler, o çevreye göre yaşam şartlarını belirler. Bu nedenle insan doğa ile iç içedir. Herkes güzel bir doğanın içinde ve temiz hava koşullarında yaşamak ister. Bu nedenle tarih boyunca yerleşim yerleri güzel bir doğası olan ve temiz havaya sahip bölgelerde kurulmuştur. Varlığı ile birlikte bizlere güzel bir yaşam sunarak geleceğimizi görmekteyiz. Temiz bir oksijen ile ciğerlerimiz temizlenirken bulduğumuz huzur stresten uzak tutar. Dinlenmek için doğanın bizlere sunduğu her imkanlar dan faydalanmamız gerekir. Kendimizi tabiatın kucağına bırakarak bizi sakinleştirmesi dinlendirmesini isteriz. Ağaçlar, bitkiler, kuşlar, hayvanlar gibi birçok canlının barındırdığı yerde insanlar kendilerini tabiat ananın kucaklaması ile hissederler. Ağaç sevgisi doğanın oluşmasını sağlar. Eskiden Türkler her çocuk bir için fidan dikerek geleceklerini koruma altına alırlardı. Doğaya verdikleri önem her zaman olarak bilinirdi.  

Bilim ve teknolojinin gelişmişlik düzeyi insanoğlunun tarih içindeki uygarlık yürüyüşünün adımlarını da, bu adımların hızını da belirleyebiliyor. İnsanoğlu, orta çağda başladığı coğrafi keşiflerini bugün bilim ve teknoloji sayesinde artık uzayın derinliklerini de keşfetmeye kadar yükseltmiş durumda. Bu nedenle yeniçağdan sonraki, ama bugünkü yüzyıldan önceki yüzyıllara kronolojik bir sıralamayla önce sanayi devrimi ile başlayan sanayileşme çağı, sonra da bu gelişmenin ardından bilim ve teknoloji çağı da deniyor. Bilim ve teknolojinin gelişmişlik düzeyi artık insanoğlunu uzaya kadar taşımaya başlayınca, yaşadığımız yüzyıl ayrıca uzay çağı olarak da adlandırılıyor.

Yaşadığımız çevre sorunlarına baktığımızda, daha çok sermayenin ve siyasi iktidarların tavrını eleştirmek zorunda kalıyoruz. Yapılan araştırmalara ve yaşanan gerçekliklere bakıldığında ortaya şu sonuç çıkıyor: Sermayenin doğaya karşı tutumu oldukça saldırgan! Özellikle Türkiye’de çevre kirliliği, çevre katliamı gibi çevresel tehditlerin oluşmasında en birinci sırada sanayileşmenin yer aldığı görülüyor. Doğaya saldırgan bir davranışa sahip sanayileşme, ancak “çarpık sanayileşme” olarak tanımlanabilir. Ekolojik dengenin bozulması ve çevre katliamlarında görülen en büyük yanlışlar; sermayenin doğayı meta gibi gören sakat anlayışı, siyasi iktidarların sadece sermayenin çıkarını kollayan tutumu, sermayenin çıkarı için çevrenin talan edilmesinin önünü açacak yasalar çıkarmasına dayanıyor.