17 Ağustos 1999 depreminin 25’inci yıl dönümüne girerken biz hala ‘Depreme ne kadar hazırız?’ diye kendimize soruyoruz.  Maalesef aradan geçen 25 yılda önemli bir mesafe kat edemediğimiz ortada.

Japonya da tıpkı Türkiye gibi bir deprem ülkesi, lakin oradaki depremlerin etkileri bizdeki gibi ölümcül ve yıkıcı olmuyor.

Japonlar ya da deprem gerçeğini bilen devletler depreme hazırlıklılar ve üstelik bununla da yetinmeyip deprem sonrasında olabilecekleri de düşünerek gerekli planları yapıp önlem alıyorlar. Depremi hayatın bir gerçeği olarak kabul etmişler.

Onca yıkıcı ve ölümcül depremler yaşamamıza ve bütün bu depremlerin bedellerini çok acı şekillerde ödememize rağmen, bir türlü gerekli önlemleri almıyor ve yanlış üstüne yanlış yapmayı maharet biliyoruz.

Bizim de deprem mevzuatımız var; gerekli kanun ve yönetmelikleri (özellikle 99 depreminden sonra) biz de çıkardık lakin bunlara uyanımız çok az. Kanunlara, mevzuata uymamayı açıkgözlülük ve uyanıklık zannettik ve böyle zannetmeye devam ediyoruz.

Yanlış yerlere, uygunsuz binaları yaptık ve nasılsa ‘istim arkadan gelir’ bir imar affı çıkar, bu işten kurtuluruz dedik.

Yaşadığımız coğrafyada ışık hızıyla değişen gündemlere bir de en büyük toplumsal sıkıntımız unutkanlık eklenince ne de çabuk sildik aklımızdan yaşanan onca acıyı. Yaşadığımız acıları sildik silmesine de, ya acıları silinmeyenler ne olacak.

Biz depremi unutuyoruz. Deprem olmayacakmış gibi yaşamımızı sürdürüyoruz, peki ya deprem unutuyor mu? Maalesef gelecek beş yıl içerisinde bir deprem yaşanmasını bekleniyor ama biz buna hazırlıklı mıyız? Tabi ki de depreme hazırlıklı değiliz.