Haftanın ilk iş gününde yazmak için epey bocalıyorum.
Güzel şeylerden dem vurup, haftaya pozitif bir başlangıç yapmak istiyorum.
Ama velakin beceremiyorum.
Tam bir konunun ucundan tutup, sonunu mutlu h9aftalara bağlamaya karar veriyorum;
Aklıma insanların ay sonunu nasıl getireceğiz endişesi geliyor.
Borcu borçla kapatıp zaman kazananları unutmamam gerektiğini düşünüyorum.
Okula giden evladına harçlık denkleştiren babayı, akşam tencerede ne kaynatsam diyen anne….
Velhasıl beceremiyorum, pembe bulutlarda yürüyecek bir yazı kaleme almayı.
Birlikte program yaptığım, kardeşliğim Oktay Sarı ısrarla sorar; Hiç mi olumlu bir konu bulamıyorsun. “Ne olduğunun önemi yok. Başlangıcından finaline kadar olumlu bir mesele anlat der” beceremiyorum.
Çocukken düşüp, dizim kanadığında ‘büyüyünce geçer’ avuntusuyla büyüdüm onda olsa gerek.
Küçük yaşlarda yaşanan olumsuzluklara ‘büyüyünce geçer’ denilerek avutulduğumdan olsa gerek beceremiyorum.
Şehirde güzellikler yaşamadığımızdan değil.
Mesela filenin sultanları, kızlarımız adeta rüzgar gibi esiyor.
Geleni gideni deviriyorlar.
Kızlarımızın başarısını kaleme almaya karar veriyorum. Başarılı olmalarına rağmen yalnız bırakılmalarına içerliyorum. Filenin sultanlarının 10 maçlık galibiyet serisi gölgede kalıyor.
Sakaryaspor, şampiyonluk yolunda ilerliyor. San maçını kötü oynayarak kazanmayı bildi.
Hadi Güven, eski spor muhabirisin.
Yazsana şehrin simgesini diyorum. Meseleyi bir yere kadar getiriyorum. Sonra ne mi oluyor? Şehrin siyaset üstü markası etrafında bile birleşemediğimize kayıyor kalemim.
Piyasalarda yaşanan durgunluk,
Yüksek faturaların bunaltıcılığı,
Hayat pahalılığı,
Velhasıl yaşadığımız olumsuzlukların tümü için “büyüyünce geçer” desem sonuç değişir mi? Çocuklarımızın geleceği güzel olur mu?