Aşırı enflasyon dar gelirlinin belini büküyor.
Yaz dönemi sebze ve meyve alabilmek neredeyse zengin işi oldu.
Biz pazardaki fiyatlara inanamazken, tatil bölgelerinden gelen videoları görünce iyice şaşırıyorum.
Bodrum’da bir marinada saatlik otopark ücreti 800 lira, 3 top dondurma bin 500 lira gibi haberleri görmeyeniniz yoktur. Yemin ederim benim dilim-damağım kuruyor. Yahu bu paraları ödeyen var mı? Ne iş yapar bu rakamları ödeyenler?
Sonrasında kendi kendime cevap veriyorum. Biz fakiriz, fiyatlar o sebeple çok şaşırtıyor bizi….
“Enflasyonla mücadele” yarım asırlık ömrümde en çok duyduğum terim olsa gerek.
Rahmetli Demirel’den, Özal’a, Erbakan’dan, Ecevit’e herkes kendi döneminde enflasyonla mücadele ettiğini söyledi. Çeyrek asırdır iktidarda olan AK Parti’de yüksek enflasyonla mücadele ettiğini ifade ediyor.
Ömrüm ülkeyi yöneten siyasilerin “enflasyonla mücadele ediyoruz” yalanını dinlemekle geçti.
Esasında meselenin özeti şöyle, hiçbir hükümet yetkilisi “fakir ölsün” diyemediği için enflasyonla mücadele yalanını söyleyerek bizi uyutuyor. Hükümet yetkilileri bizi uyuturken muhalefetin de enflasyonu nasıl düşüreceklerine dair bir planları yok. Gelir dağılımında adaleti nasıl sağlayacaklarını net olarak ortaya koyan kimseye daha denk gelemedik. Emekliye zam, asgari ücrete zam diyerek bu meselenin çözülemeyeceğini herkes biliyor. Ama popülist söylemlerden öteye gidilemiyor…
Adalet sadece gelir dağılımında değil her alanda eksik.
Adaletin olmadığı her alanda sorun var.
Üzülerek ifade etmeliyim ki, biz sesimizi çıkaramadığımız müddetçe bu durum devam edecek.
Ve yine üzülerek ifade edeyim ki gelir dağılımında adaleti mevcut şartlarda sağlamak mümkün değil.
Demokrasi ve adalet sağlanmadan asgari ücretliye, emekliye velhasıl maaşla çalışanın ağzına bir parmak bal çalmaya devam edenlere dur diyemedikçe sorun çözülmeyecek.
Biz fakirler daha fazla ezilmemek, yaşamımızı idame ettirmek için demokrasinin, adaletin gelmesi için sesimizi yükseltmeliyiz.
Biz fakiriz kabul. Ne bir saat için otoparka 800 lira ne de 3 top dondurmaya bin beş yüz lira veremeyiz. Ama dilenci gibi el açıp gelirimizin artırılmasını beklemekten fazlasını yapabiliriz.
****
Kendi şehrimizde olup bitene bile tepki koyamıyoruz.
*Biz fakirler köydeki yerimize küçük bir bina yapınca hemen tepemize çökülüyor. Yıkım kararı hızlıca uygulanıyor. Oysa zenginin kaçak yapısı yıkılmasın diye oy verdiğimiz vekil bir taraflarını yırtıyor.
*Nafakasını tarlasından çıkaran köylünün arsası üç kuruşa sanayi alanına çevriliyor. Sanayiciye satılacak arsalardan arada birileri para kazansın diye kelli felli eski siyasetçi şehrimizde fink atıyor.
Hepimizin görüp, görmezden geldiğimiz meselelerin toplamının bedelini ödüyoruz.
Biz fakiriz diye kabullenip köşeye çekilirsek babalarımızdan miras kalan fakirliği evlatlarımıza devredeceğiz.
Bilmem anlatabildim mi?