Asgari ücret görüşmeleri başladı ve Aralık ayı boyunca devam edecek. Komisyonda 15 kişi olacak ve bunun 5 işveren,5 hükümet ve 5 işçi temsilcisi. Durum böyle olunca işçi açısından durum pek de iç açıcı gözükmüyor. İşçi tarafı olan Türk- İş masada ne söylerse söylesin yine işveren lehine gelişecek gibi duruyor her şey. Her görüşmede olduğu gibi yine kaybeden işçi olacak ve yine enflasyonun altında ezilerek yaşam mücadelesi verecek.
Asgari ücretle çalışan özellikle, işveren karşısında kendini savunamayan, dezavantajlı kesim. Pazarlık gücü olmayan bu kesimin aldığı ücretin yoksulluk sınırının altına inmemesi çok önemli. Asgari ücret sadece asgari ücretle çalışanları ilgilendirmez. Asgari ücretle çalışanın ailesini, piyasayı, pazarı kısacası yaklaşık 7 milyon kişiyi ilgilendiriyor.
Zamlar şarapnel parçası gibi suratımıza suratımıza çarpıyor. Peki, asgari ücretle geçinenler bu kadar zor şartlarda hayatını devam ettirmek zorundayken. Utanmadan asgari ücreti belirleyecek kişilerin patron ve hükümetin olması ne kadar doğru.
Asgari ücret belirlenirken neye bakılır satın alma gücüne. Asgari ücretli satın alamıyor ki neye bakacaksınız.
Asgari ücretli demek, balık istifi belediye otobüsünde karanlıkta işe giderken, çocuğun okulundan istenen malzemeye vereceğin parayı düşünmektir. Asgari ücretli demek, fabrika da yemekte çıkan meyveyi yemeyip akşam çocuğuna getirmek demektir. Asgari ücretli demek, elektrik, kira, doğalgaz, su faturaların peşi sıra gelmesi demektir. Asgari ücretli demek 40 yaşında belinin bükülmesi, saçlarının faturaları denk getirme derdinden ağarması demektir. Asgari ücretli demek çocuğun beslenmesine koyacak bir şey bulamamak demek, asgari ücretli demek gündüzleri köpek gibi çalışıp geceleri faturaları düşünmekten gözüne uyku girmemesi demek.
Peki, asgari ücretle geçinmek zorunda olanların maaşını belirlerken 4-5 yerden maaş alanların görüş belirlemesi ne kadar doğru.
Gerçi ne doğru ki, bu doğru olsun.