Vatani görevimin ardından yeniden işimin başındayım. ‘Herkese yeniden merhaba’ demenin ardından güncel konularla ilgili hızlı bir giriş yapmak istiyorum.
Her seçim dönemi ülkemizin demokratik sürecinin bir parçası olarak yaşanır. Ancak ne yazık ki son yıllarda siyaset arenasında siyasetçilerin söylemleri giderek sertleşiyor ve bu durum toplumda kutuplaşmayı artırıyor. Seçimler, vatandaşların tercihlerini belirleme ve ülkenin geleceği üzerinde etkili olma amacı taşırken siyasilerin sert söylemleri bu amacı gölgede bırakıyor.
Siyasetin temelinde olması gereken fikirlerin tartışılması, çözüm önerilerinin sunulması ve vatandaşların ihtiyaçlarına cevap verilmesi yerine kişisel saldırılar ve küçümsemelerle dolu bir ortamı bu seçim döneminde doya doya yaşamamız ve bir adayın sırf bu yüzden çekilmesi bir vatandaş olarak beni aşırı derecede rahatsız etti.
Sertleşen söylemler toplumda kutuplaşmayı son derece körüklemiş durumda. İnsanlar seçimin ertesi gününde yüz yüze bakacakları komşularına dahil siyasi görüşü yüzünden tavır ve cephe almaktan çekinmez duruma geldi. Siyasetçilerin sorumluluğu, toplumun birliğini ve dayanışmasını sağlamaktır. Ancak, karşılıklı suçlamalar ve nefret dolu söylemlerin toplumu birbirinden uzaklaştırdığını daha ne kadar görmezden geleceksiniz? Bu tarz söylemler, demokratik bir ortamda sağlıklı tartışmanın yerini alarak toplumun ayrışmasına yol açmakta.
Bir şeye değinmek istiyorum;
Sağlıklı tartışma ortamını kaybettiğimiz günümüzde Oğuzhan Uğur muhteşem bir iş başararak geliştirdiği format ile bize nitelikli ve direkt tartışma ortamı sundu. Askerde olmasaydım kendisinin bana davetiye sözü de vardı ama kısmet yerel seçimlere. Gelelim konumuza; etrafımdaki insanlar en çok da Kemal Kılıçdaroğlu bölümünden sonra ‘hiç aklımızdaki gibi biri değilmiş’ tepkisini verdiler. Şimdi düşünelim; biz bunca sene Sn. Kılıçdaroğlunu kimden dinledik? Rakiplerinden ve en çok da Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’dan dinledik. Onların sözleri zihnimizde KK profilini oluşturdu. Etrafımdaki bu söylemlerden yola çıkarak onlarca yıldır liderlerinin kendisini anlatacak samimi bir ortam hazırlayamayan CHP’nin iletişim ekibi şapkasını önüne koymalı… Başka da bir şey demiyorum.
Hazır siyaset konuşurken; yeni kabine dün gece açıklandı. Bu yeni dönemin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.
Kabinenin en çok dikkat çeken ismi Hakan Fidan oldu. Hakan Fidan’ın Dışişleri Bakanı görevini getirilmesiyle birlikte 101 yıl sonra ilk kez asker kökenli bir isim o koltuğa oturdu. Dışişleri Bakanı olan son asker kökenli isim İsmet İnönü idi.
Bir diğer dikkat çeken isim ise Milli Savunma Bakanı görevine getirilen Orgeneral Yaşar Güler… Yaşar Paşa’nın bu göreve getirilmesi asker kökenli bakan geleneğinin ülkede tekrar başlamasına öncü olur mu yaşayıp göreceğiz.
Sakarya için bakanlık bekleyenlerin umudu da bir başka bahara kaldı. Tahminimce bir başka baharı bekleyenlerin umudu da diğer bahara kalacak. Yakın dönemde Sakaryalı olup da adı bakanlığa düşünülen son isim Recep Uncuoğlu’ydu. Çeşitli mecralarda ismi geçen kişilere sadece tebessüm ile yaklaşıyorum.
***
Gereksiz özgüven, aslında bir özgüven değil, bir komplekstir. Yeteneksizliklerinin farkında olmayan insanlar, kendilerini olağanüstü yeteneklere sahipmiş gibi lanse etme eğilimindedirler. Söz konusu konu her ne olursa olsun, her söyledikleri ya da yaptıklarıyla dikkat çekmek isterler. Ancak gerçeklikten uzak bu tutumları, sadece kendilerini küçük düşürmekten başka bir işe yaramaz.
Bu itici duruş, başkalarında güven kaybına neden olur. İnsanlar genellikle, gereksiz özgüven sahibi kişilerin samimiyetsizliklerini sezinler ve kendilerini yanıltıcı bir tavır içinde olduklarını fark ederler. Bu tarz kişilerin ekip çalışmasına katkıları oldukça zayıftır.
Üstelik, yeteneksiz insanların gereksiz özgüveni kendilerini geliştirme fırsatını da engeller. Kendi hatalarını kabullenmek yerine sürekli bir üstünlük kompleksi içinde oldukları için, gerçek potansiyellerini keşfetme şansını ellerinin tersiyle itmiş olurlar. Bu da hem kişisel gelişimlerini sınırlar hem de bulundukları toplumun genel ilerleyişine katkı sağlamalarını engeller.
Yeteneksizliklerini yalakalıkla kapatmak isteyen türleri vardır bir de. Gururu olmayan bu insanlar, kendilerini dünyanın merkezi sanırlar. Ne demişler, "yalakalıkta son nokta" diye. Akıllı geçindiklerini iddia ederler ama sadece yüzlerine bir maske takarlar. Onlara merdiven olacak dayılarının sırtlarını sıvazlarlar, çıkarlarını korumak için hiçbir sınır tanımazlar. Ne yazık ki gerçek bir akıl, samimiyet ve dürüstlük yerine yalakalık ve manipülasyonla doludur hayatları.
Neler neler görüyoruz; kendini bilim adamı ilan edenler, adeta bir Superman edasıyla kendini pazarlayıp nüfus etmeye çalışanlar, klavyenin tuşlarına parmak ucu yerine dil ucu ile basanlar, arkasından iş çevirdikleri insanların yüzüne onursuzca bir şey olmamış gibi bakmaya devam edenler…
Siz sadece düşmanlarına değil, dostlarına bile ihanet eden bu insanları tanıyın. Göz kamaştırıcı kıyafetler giyerler, bazıları estetik salonlarının sadece kadınlar için olmadığını savunur, yüzlerine masum bir ifade takarlar. Ama içlerindeki boşluk, kendini beğenmişlikleri ve gizledikleri kıskançlık asla göz ardı edilemez. Gururları ellerinden kayar gider, yerine sadece yapay bir özgüven kalır.
***
Yeni dönemde özellikle Haberlisin YouTube kanalında ses getirecek birçok yeni formata adım atacağız. Bizleri takip etmeye devam ediniz…
"Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” -Ziya Paşa
Sevgilerimle.