Güne doların uzaya fırlatılan bir füze misali alev alması ile uyandık. Kısa bir araştırmadan sonra 2013’deki malum gezi olaylarından sonra dolar 0,25 kuruş artınca hiddetlenen siyasilerden bir tepki de göremedim. Sadece işine bakanlar, iktidar destekçileri ve en muhalif ekonomistlerde bile bir kabullenmişlik duygusu hakim.


Kişisel olarak dolar borcumuz yok çok şükür ama eski bakanımızın sorduğu gibi de dolarla maaş almıyoruz…


Tecrübelerimizin de olduğu üzere bir ülkede dövizin yüksek olmasının çeşitli handikapları vardır. Çoğunda da doğrudan ya da dolaylı olarak vatandaş etkilenir.
Benim ekonomi bilgim üniversitede gördüğüm ‘ekonomiye giriş’ dersi ve aybaşı maaş gününü beklemekten ibaret ama gelin dövizin yüksek olmasının benim aklımda kalan etkilerine bakalım:


Dövizin yüksek olması; ihraç edilen ürünlerin fiyatını doğrudan etkiler, rekabet gücünün bozulmasına ve ticaretin dengesizleşmesine öncü olur. Dövizin yüksek olması demek; ülkenin dış borcunun ödenmesinin daha da zorlaşacağı anlamına gelir. Dövizin yüksek olması demek; hammaddesini yurtdışından alan Sakaryalı fabrikanın mali yükünün artması belki de bu yükü istihdamdan keserek tolere etmesi demek olabilir…

Bunlar benim standart bir köy kahvesi dayısından bir tık üstü ekonomi bilgimin getirdiği telaşlarım. Bunları pek tabi ben görüyorsam etkin ve yetkin kişiler de şu an gerekli önleme çalışmalarını yapıyordur diye tahmin ediyorum…


Peki tüm bunların dışında aklımı meşgul eden tehdit ne sizce?


TÜİK verilerine göre 2023’ün ilk dört ayında ülkemizde yabancılara tam 13 bin 483 konut satılmış. Bu satılan konutların çoğunluğunu da Ruslar ve Iraklılar satın almış.


Dolar/döviz ülkemizde yükseldikçe yabancıların ülkemizde gayrimenkul, arsa-tarla satın almaları daha kolay hale geliyor. Yabancıların gözünde ülkemiz adeta mülk edinme cenneti haline bürünüyor. Belirli bir ücretin üzerinde mülk satın alanlar da vatandaşlık hakkı kazanıyor yanlış hatırlamıyorsam.


Osmanlı döneminde İstanbul’daki yalıların Türk burjuvalarında kalması için birtakım önlemler alınmıştı. Yalı satın almak için ailenizde devlete hizmet etmiş bir paşa bulunması yahut toplum yararına dişe dokunur işler yapan bir vakıf sahibi olmanız şartı gözetiliyordu. Bu şartları karşılamıyorsanız istediğiniz kadar paranız olsun yalı satın alamıyordunuz.


Osmanlı zamanında görülen kıyıların yabancıların eline geçmesi tehdidine karşı alınan bu önlemi bizler maalesef ki tüm ülkeye yayamadık ve mülklerimizi koruyamadık.


Bir diğer örnek: geçtiğimiz gün eski bir Sakarya Milletvekiline ait olduğu iddia edilen lüks bir arabanın yanlış hatırlamıyorsam ‘yabancıdan yabancıya’ olarak 10 milyon TL’den satışa koyulduğu haberlerini okuduk. Aynı siteye baktığımızda arabayı bir Türk olarak satın almak istesek ödeyeceğimiz miktarın 40 milyon TL olduğunu gördük. Bu konuda hiç yorum yapmayıp okuyucu takdirine bırakıyorum…


Bir yabancı bizim ülkemizde hayat standartlarımızı yükseltecek ya da yaşamımızı kolaylaştıracak etkenlere sahip olmak için bizden çok daha az emek vermemeli.
Yabancılara ülkemizde mülk edinme konusunda yalı örneği gibi şartlar getirilmeli. Araç alımlarında da gençler yabancıların muaf olduğu şartlara ezdirilmemeli.


Türk gençleri olarak oy verdiğimiz siyasilerimizden bunu istemek en doğal hakkımız.

Ekonomimizin daha iyi olduğunda günlerde yabancıların hakim olduğu bir gayrimenkul piyasasına uyanmamak, Türk genci olarak ‘öz yurdunda garip, öz yurdunda parya” olmamak dileğiyle…