Öyle bir yasaklar ülkesi olduk ki tarifi mümkün değil.
Kimi eski köye yeni âdet gibi olsa da neredeyse her yeni duruma uygulanabilecek bir yasak konusu mevcut.
O yasak, bu yasak.
Hiç kolay değil, çünkü mümkün olsa düşündüklerimize bile yasak getirilebilecek duruma geldik.
Bir ülkeyi yönetmenin en kestirme yolu yasakları alabildiğine genişletilmekten geçer.
Vatandaşalar bir şeye ses mi çıkarmaya başladı, hoop sosyal medyaya erişim yasağı koy iş hallolsun.
İnsanlar bir şeye tepki mi veriyor yasak koy sustur.
Bu uygulamalar nedeniyle bazen kendimi George Orwell’in ‘1984’ adlı romanının içinde gibi hissediyorum. Romanda geçen düşünce polisleri her an ne düşündüğünüzü kontrol ediyordu ya. Neredeyse biz de böyle bir toplum olacakmışız gibi geliyor.
İnsan artık bir şey yazmaya da korkar oldu. Acaba yasak mı gelir, mahkemeye mi verirler diye kendimizi rahatça ifade edemez duruma geldik.
Buna şöyle bir örnek vermek isterim; yaptığım bir röportajda vatandaşlara depremle ilgili sorular sordum. Bir tane amca ‘siz milleti galeyana getiriyorsunuz, milleti birbirine düşürüyorsunuz’ diye tepki gösterdi.
Üstüne bir de bana ne sormam gerektiğini de söyledi. 'Hava nasıl’ diye sormam gerekiyormuş.
İstiyorlar ki sıkıntıları dile getirmeyelim, her şeyi tozpembe gösterelim. Sanki sorunları dile getirmeyince o sorunlar ortadan kalkacak.
Bir şeyleri düzeltmek istiyorsanız önce ortadaki yanlışlığı görmelisiniz ki soruna doğru çözümler üretebilesiniz.
Ancak sorunu görmemekte ısrar ederseniz çözüm yolunu da elbette bulamazsanız. Sonuç olarak sorunlar daha da büyür ve içinden çıkılamaz hale gelir.
En büyük dileğim bir an önce içine düştüğümüz bu yanılgıdan kurtulabilmek.